İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 351 / 456
351

Beşinci Remiz

BEŞİNCİ REMİZ: Hem hayatın on altıncı hàssasında denilmiş ki: Hayat bir şeye girdiği vakit, o cesedi bir âlem hükmüne getirir; cüz' ise küll gibi, cüz'îye dahi küllî gibi bir câmiiyet verir.

Evet, hayatın öyle bir câmiiyeti var; âdeta umum kâinâta tecellî eden ekser Esmâ-i Hüsnâyı kendinde gösteren bir câmi' âyine-i Ehadiyettir. Bir cisme hayat girdiği vakit küçük bir âlem hükmüne getirir; âdeta kâinât şeceresinin bir nev'i fihristesini taşıyan bir nev'i çekirdeği hükmüne geçiyor. Nasıl ki bir çekirdek, onun ağacını yapabilen bir Kudretin eseri olabilir; öyle de, en küçük bir zîhayatı halk eden, elbette umum kâinâtın Hàlık’ıdır.

İşte bu hayat, bu câmiiyetiyle en gizli bir sırr-ı Ehadiyeti kendinde gösterir. Yani, nasıl ki azametli güneş, ziyâsıyla ve yedi rengiyle ve aksiyle, güneşe mukâbil olan herbir katre suda ve herbir cam zerresinde bulunuyor. Öyle de, herbir zîhayatta, kâinâtı ihâta eden esmâ ve sıfât-ı İlâhiyenin cilveleri beraber onda tecellî ediyor. Bu nokta-i nazardan hayat, kâinâtı, Rubûbiyet ve icâd cihetinde inkısam ve tecezzî kabûl etmez bir küll hükmüne, belki iştirâki ve tecezzîsi imkân haricinde bulunan bir küllî hükmüne getirir.

Evet, seni yaratan, bütün nev'-i insanı yaratan Zât olduğunu, bilbedâhe senin yüzündeki sikkesi gösteriyor. Çünkü, mâhiyet-i insaniye birdir, inkısamı gayr-ı mümkündür. Hem hayat vâsıtasıyla eczâ-yı kâinât onun efrâdı hükmüne ve kâinât ise, nev'i hükmüne geçer; Sikke-i Ehadiyeti mecmûunda gösterdiği gibi, herbir cüz'de dahi o Sikke-i Ehadiyeti ve hâtem-i Samediyeti göstererek, şirk ve iştirâki her cihetle tard eder.

Hem hayatta san'at-ı Rabbâniyenin öyle fevkalâde hàrika mu'cizeleri var ki, bütün kâinâtı halk edemeyen bir zât, bir kudret, en küçük bir zîhayatı halk edemez. Evet, bir nohut tanesinde bütün Kur'ân’ı yazar gibi, çamın gayet küçük bir tohumunda koca çam ağacının fihristesini ve mukadderâtını yazan kalem, elbette semâvâtı yıldızlarla yazan kalem olabilir. Evet, bir arının küçük kafasında kâinât bahçesindeki çiçekleri tanıyacak ve ekser envâ'ıyla münâsebetdâr olacak ve bal gibi bir hediye-i rahmeti getirecek ve dünyaya geldiği günde şerâit-i hayatı bilecek derecede bir isti'dâdı, bir kàbiliyeti, bir cihâzı derceden Zât, elbette bütün kâinâtın Hàlık’ı olabilir.

Elhâsıl, hayat nasıl ki kâinâtın yüzünde parlak bir sikke-i Tevhiddir; ve herbir zîrûh dahi hayat noktasında bir Sikke-i Ehadiyettir; ve hayatın herbir ferdinde bulunan nakş-ı san'at bir mühr-ü Samediyettir; ve zîhayatların adedince bu kâinât mektûbunu Zât-ı Hayy-ı Kayyûm ve Vâhid-i Ehad nâmına hayatlarıyla imza ediyorlar; ve o mektûbda Tevhid mühürleri ve Ehadiyet hâtemleri ve Samediyet sikkeleridirler.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.