Aynen öyle de, Şems-i Ezel ve Ebed olan Cemîl-i Zülcelâl’in cemâl-i kudsîsine ve nihâyetsiz güzel Esmâ-i Hüsnâsının sermedî güzelliklerine âyinedârlık edip cilvelerinin tazelenmesi için, bu güzel masnû'lar, bu tatlı mahlûklar, bu cemâlli mevcûdât, hiç durmayarak gelip gidiyorlar. Kendilerinde görünen güzellikler ve cemâller kendilerinin malı olmadığını, belki tezâhür etmek isteyen sermedî ve mukaddes bir cemâlin ve dâimî tecellî eden ve görünmek isteyen mücerred ve münezzeh bir hüsnün işâretleri ve alâmetleri ve lem'aları ve cilveleri olduğunun pek çok kuvvetli delilleri Risale-i Nur’da tafsîlen izâh edilmiş. Burada o bürhânlardan üç tanesi, kısaca, gayet ma'kul bir sûrette zikredilmiştir diye beyâna başlar. Bu risaleyi gören herbir zevk-i selîm ashâbı hayrette kalmakla beraber, kendilerinin istifadelerinden başka, gayrılarının da istifadelerine çalışmayı lâzım buluyorlar. Hususan ikinci bürhânda beş nokta beyân ediliyor. Aklı çürük, kalbi bozuk olmayan, herhalde takdir ve tahsin ve tasvîb ile “Mâşâallâh, fetebârekallah” diyecek; fakir, hakîr görülen vücûdunu teâlî ettirecek; hàrika bir mu'cize olduğunu derk ve tasdik edecek.
On Beşinci Ricâ
ONBEŞİNCİ RİCÂ (Hâşiye) [^12]
[^12]:(Hâşiye) Nur'un te'lif zamanı üç sene evvel bitmiş olmasından, bu Onbeşinci Ricâ, ileride bir Nurcu tarafından İhtiyarlar Lem'asının tekmîline, te'lifine me'haz olmak üzere yazıldı.
Bir zaman Emirdağı’nda ikamete memur ve tek başıma, menzilde âdeta bir haps-i münferid ve bana çok ağır gelen tarassudlar ve tahakkümler ile bana işkence vermelerinden, hayattan usandım, hapisten çıktığıma teessüf ettim. Rûh u canımla Denizli hapsini arzuladım ve kabre girmeyi istedim. Ve “Hapis ve kabir bu tarz-ı hayata müreccahtır” diye, ya hapse veya kabre girmeye karar verirken, inâyet-i İlâhiye imdâda yetişti; kalemleri teksir makinesi olan Medresetü'z-Zehrâ şâkirdlerinin ellerine, yeni çıkan teksir makinesini verdi. Birden, Nur’un kıymetdâr mecmualarından her tanesi, bir kalem ile beş yüz nüsha meydâna geldi. Fütûhâta başlamaları, o sıkıntılı hayatı bana sevdirdi, “Hadsiz şükür olsun” dedirtti.
Bir mikdar sonra, Risale-i Nur’un gizli düşmanları, fütûhât-ı Nuriyeyi çekemediler, hükûmeti aleyhimize sevk ettiler. Yine hayat bana ağır gelmeye başladı. Birden inâyet-i Rabbâniye tecellî etti. En ziyâde Nurlara muhtaç olan alâkadar memurlar, vazifeleri itibariyle, müsâdere edilen Nur Risalelerini kemâl-i merak ve dikkatle mütâlaa ettiler. Fakat Nurlar onların kalblerini kendine tarafdâr eyledi. Tenkid yerine takdire başlamalarıyla Nur Dershânesi çok genişlendi; maddî zararımızdan yüz derece ziyâde menfaat verdi; sıkıntılı telâşlarımızı hiçe indirdi.
