husûlüne ve zuhûruna vesile olur. Güyâ o tek nefer, kâinât yüzündeki muhteşem manevraya bir kumandanlık eder.
Eğer hâkimiyet-i Ulûhiyeti ve Saltanat-ı Rubûbiyeti umum kâinâtı ihâta eden ve hüküm ve emri umum mevcûdâta geçen bir Zât-ı Ferde verilmezse, o hâlde o neticeleri, o semâvî manevrayı ve arzî mevsimleri tahsil etmek için, küre-i arzdan bin defa büyük milyonlarla yıldızlar ve küreler, milyonlar sene uzun bir mesâfeyi her yirmidört saatte, herbir senede gezmekle o neticeler gösterilebilir.
İşte, küre-i arz gibi bir tek memur, meczûb bir Mevlevî gibi mihveri ve medârı üstünde iki hareketle hâsıl olan o haşmetli neticelerin husûlü ise, Vahdette ne derece hadsiz sühûlet olduğuna bir misâl olması gibi; aynı neticeleri kazanmak için milyonlar defa o hareketten daha müşkül ve hadsiz uzun yollar ile o neticeleri kazanmak ne derece müşkülâtlı, belki muhâl olduğuna, şirk ve küfrün yolunda ne derece muhâller, bâtıl şeyler bulunduğuna misâldir.
Esbâba tapanların ve tabiat-perestlerin cehâletlerine bu misâl ile bak: Meselâ: Bir zât hàrika bir fabrikanın veya acîb bir saatin veya muhteşem bir sarayın veya mükemmel bir kitabın gayet muntazam bir sûrette eczâlarını, çarklarını fevkalâde san'atıyla hazır ettikten sonra, kendisi kolayca o eczâları terkîb edip işletmeyerek, belki çok uzun masraflarla o eczâları kendi kendine işlemek ve usta yerine fabrikayı, sarayı, saati yapmak, kitabı yazmak için herbir cüz'ü, herbir çarkı, hattâ kağıdı, kalemi birer hàrika makine hükmüne getiriyor. Ve teşhîrini çok istediği bütün hünerlerini, kemâlâtını izhâra vesile olan o üstadlığını ve san'atını onlara havâle ediyor, diye zannetmek, ne derece akıldan uzak ve cehâlet olduğunu anlarsın. Aynen öyle de, esbâba ve tabiatlara icâd isnâd edenler, muzâaf bir cehâlete düşerler. Çünkü tabiatların ve sebeblerin üstünde dahi gayet muntazam bir eser-i san'at var; onlar da sâir mahlûkat gibi masnû'durlar. Onları öyle yapan Zât onların neticelerini dahi yapar, beraber gösteriyor. Çekirdeği yapan, onun üstünde ağacı o yapar. Ve ağacı yapan, onun üstünde meyveleri dahi o icâd eder. Yoksa, ayrı ayrı tabiatların, sebeblerin vücûda gelmeleri için, yine muntazam başka tabiatları, sebebleri isteyecekler. Ve hâkezâ, gitgide, nihâyetsiz, mânâsız, imkânsız bir silsile-i mevhûmâtı mevcûd kabûl etmek lâzım gelir. Bu ise, cehâletlerin en antikasıdır.
Beşinci İşaret
BEŞİNCİ İŞÂRET
Çok yerlerde kat'î delillerle isbât etmişiz ki, hâkimiyetin en esâslı hàssası istiklâldir, infiraddır. Hattâ hâkimiyetin zaîf bir gölgesi, âciz insanlarda dahi istiklâliyetini muhâfaza etmek için, gayrın müdâhalesini
