Evet, kadınların şefkat cihetiyle bu kahramanlıklarını hiçbir ücret ve hiçbir mukàbele istemeyerek, hiçbir fâide-i şahsiye, hiçbir gösteriş mânâsı olmayarak rûhunu fedâ ettiklerine, o şefkatin küçücük bir nümûnesini taşıyan bir tavuğun yavrusunu kurtarmak için arslana saldırması ve rûhunu fedâ etmesi isbât ediyor.
Şimdi terbiye-i İslâmiyeden ve a'mâl-i uhreviyeden en kıymetli ve en lüzumlu esâs, ihlâstır. Bu çeşit şefkatteki kahramanlıkta o hakîki ihlâs bulunuyor.
Eğer bu iki nokta o mübârek tâifede inkişafa başlasa, dâire-i İslâmiyede pek büyük bir saâdete medâr olur. Hâlbuki erkeklerin kahramanlıkları mukàbelesiz olamıyor; belki yüz cihette mukàbele istiyorlar. Hiç olmazsa şân ve şeref istiyorlar. Fakat maatteessüf bîçâre mübârek tâife-i nisâiye, zâlim erkeklerinin şerlerinden ve tahakkümlerinden kurtulmak için başka bir tarzda, za'fiyetten ve aczden gelen başka bir nev'ide riyâkârlığa giriyorlar.
İkinci Nükte
İKİNCİ NÜKTE: Bu sene inzivada iken ve hayat-ı ictimâiyeden çekildiğim hâlde, bazı Nurcu kardeşlerimin ve hemşirelerimin hatırları için dünyaya baktım. Benimle görüşen ekserî dostlardan, kendi ailevî hayatlarından şekvâlar işittim. “Eyvâh!” dedim. “İnsanın, hususan Müslümanın tahassungâhı ve bir nev'i Cenneti ve küçük bir dünyası aile hayatıdır. Bu da mı bozulmağa başlamış.” dedim. Sebebini aradım, bildim ki: Nasıl İslâmiyet’in hayat-ı ictimâiyesine ve dolayısıyla Din-i İslâm’a zarar vermek için gençleri yoldan çıkarmak ve gençlik hevesâtıyla sefâhete sevketmek için bir-iki komite çalışıyormuş. Aynen öyle de; bîçâre nisâ tâifesinin gâfil kısmını dahi yanlış yollara sevketmek için, bir-iki komitenin te'sirli bir sûrette perde altında çalıştığını hissettim ve bildim ki: Bu Millet-i İslâm’a bir dehşetli darbe, o cihetten geliyor.
Ben de siz hemşirelerime ve gençleriniz olan manevî evlâdlarıma kat'iyyen beyân ediyorum ki: Kadınların saâdet-i uhreviyesi gibi, saâdet-i dünyeviyeleri de ve fıtratlarındaki ulvî seciyeleri de bozulmaktan kurtulmanın çare-i yegânesi, dâire-i İslâmiyedeki terbiye-i diniyeden başka yoktur. Rusya’da o bîçâre tâifenin ne hâle girdiğini işitiyorsunuz.
Risale-i Nurun bir parçasında denilmiş ki: Aklı başında olan bir adam refîkasına muhabbetini ve sevgisini, beş on senelik fânî ve zâhirî hüsn-ü cemâline bina etmez. Belki kadınların hüsn-ü cemâlinin en güzeli ve dâimîsi onun şefkatine ve kadınlığa mahsûs hüsn-ü sîretine sevgisini bina etmeli. Tâ ki, o bîçâre ihtiyarlandıkça, kocasının muhabbeti ona devam etsin. Çünkü, onun refîkası yalnız dünya hayatındaki muvakkat bir yardımcı refîka değil, belki hayat-ı ebediyesinde ebedî ve sevimli bir refîka-i hayat
