İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 23 / 456
23

İşte bu sırra binâendir ki, Kitab ve Sünnete ittibâ' ünvânıyla bu hakikat-i hadîsiye bildirilmiştir. Demek Âl-i Beyt’ten, vazife-i Risaletçe muradı, Sünnet-i Seniyesidir. Sünnet-i Seniyeye ittibâ'ı terk eden, hakîki Âl-i Beyt’ten olmadığı gibi, Âl-i Beyt’e hakîki dost da olamaz.

Hem ümmetini Âl-i Beyt’in etrafında toplamak arzusunun sırrı şudur ki: Zaman geçtikçe Âl-i Beyt çok tekessür edeceğini İzn-i İlâhî ile bilmiş ve İslâmiyet za'fa düşeceğini anlamış. O hâlde, gayet kuvvetli ve kesretli bir cemâat-i mütesânide lâzım ki, Âlem-i İslâmın terakkiyât-ı maneviyesinde medâr ve merkez olabilsin. İzn-i İlâhî ile düşünmüş ve ümmetini Âl-i Beyt’i etrafına toplamasını arzu etmiş.

Evet, Âl-i Beyt’in efrâdı ise, i'tikàd ve îmân hususunda sâirlerden çok ileri olmasa da, yine teslîm, iltizam ve tarafgirlikte çok ileridedirler. Çünkü İslâmiyete fıtraten, neslen ve cibilliyeten tarafdârdırlar. Cibillî tarafdârlık zaîf ve şânsız, hattâ haksız da olsa bırakılmaz. Nerede kaldı ki, gayet kuvvetli, gayet hakikatli, gayet şânlı bütün silsile-i ecdâdı bağlandığı ve şeref kazandığı ve canlarını fedâ ettikleri bir hakikate tarafdârlık, ne kadar esâslı ve fıtrî olduğunu bilbedâhe hisseden bir zât, hiç tarafdârlığı bırakır mı? Ehl-i Beyt, işte bu şiddet-i iltizam ve fıtrî İslâmiyet cihetiyle Din-i İslâm lehinde ednâ bir emâreyi kuvvetli bir bürhân gibi kabûl eder. Çünkü fıtrî tarafdârdır. Başkası ise, kuvvetli bir bürhân ile sonra iltizam eder.

Dördüncü Nükte

DÖRDÜNCÜ NÜKTE

Üçüncü Nükte münâsebetiyle, Şîalarla Ehl-i Sünnet ve Cemâatin medâr-ı nizâ'ı, hattâ akàid-i îmâniye kitaplarına ve esâsât-ı îmâniye sırasına girecek derecede büyütülmüş bir mes'eleye kısaca bir işâret edeceğiz. Mes'ele şudur:

Ehl-i Sünnet ve Cemâat der ki: “Hazret-i Ali Hulefâ-i Erbaanın dördüncüsüdür. Hazret-i Sıddık daha efdaldir ve hilâfete daha müstehak idi ki, en evvel o geçti.” Şîalar derler ki: “Hak Hazret-i Ali’nin idi. Ona haksızlık edildi. Umumundan en efdal Hazret-i Ali’dir.” Da'vâlarına getirdikleri delillerin hülâsası: Derler ki, Hazret-i Ali hakkında vârid ehâdîs-i Nebeviye ve Hazret-i Ali’nin “Şah-ı Velâyet” ünvânıyla, ekseriyet-i mutlaka ile evliyânın ve tarîklerin merci'i ve ilim ve şecâat ve ibâdette hàrikulâde sıfatları ve Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm ona ve ondan teselsül eden Âl-i Beyt’e karşı şiddet-i alâkası gösteriyor ki, en efdal odur. Dâima hilâfet onun hakkı idi, ondan gasb edildi.

Elcevab: Hazret-i Ali mükerreren, kendi ikrarı ve yirmi seneden ziyâde o hulefâ-i selâseye ittibâ' ederek onların şeyhülislâmlığı makamında

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.