Yirmidokuzuncu Lem'a
Yirmidokuzuncu Lem'a
﴿ بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ ﴾
İfade-i Merâm
İFÂDE-İ MERÂM
Onüç seneden beri kalbim aklım ile imtizaç edip Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyân’ın,
﴿ لَعَلَّكُمْ تَتَفَكَّرُونَ ﴾ ﴿ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ ﴾ ﴿ اَوَلَمْ يَتَفَكَّرُوا ف۪يٓ اَنْفُسِهِمْ مَا خَلَقَ اللّٰهُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ ﴾ ﴿ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ ﴾
gibi âyetlerle emrettiği tefekkür mesleğine teşvik ettiği ve تَفَكُّرُ سَاعَةٍ خَيْرٌ مِنْ عِبَادَةِ سَنَةٍ hadîs-i şerîfi bazen bir saat tefekkür bir sene ibâdet hükmünde olduğunu beyân edip, tefekküre azîm teşvikat yaptığı cihetle, ben de bu onüç seneden beri meslek-i tefekkürde akıl ve kalbime tezâhür eden büyük nurları ve uzun hakikatleri kendime muhâfaza etmek için, işârât nev'inden bazı kelimâtı, o envâra delâlet etmek için değil, belki vücûdlarına işâret ve tefekkürü teshîl ve intizamı muhâfaza için vaz'ettim. Gayet muhtelif Arabî ibarelerle kendi kendime o tefekkürde gittiğim zaman o kelimâtı lisânen zikrediyordum. Bu uzun zamanda ve binler defa tekrarında ne bana usanç geliyordu ve ne de verdiği zevk noksanlaşıyordu ve ne de onlara ihtiyac-ı rûhî zâil oluyordu. Çünkü bütün o tefekkürât, Âyât-ı Kur'âniyenin lemeâtı olduğundan, âyâtın bir hàssası olan usandırmamak ve halâvetini muhâfaza etmek hàssasının bir cilvesi, o tefekkür âyinesinde temessül etmiştir.
Bu âhirde gördüm ki, Risale-i Nur’un eczâlarındaki kuvvetli ukde-i hayatiye ve parlak nurlar, o silsile-i tefekkürâtın lem'alarıdır. Bana ettikleri
