İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 85 / 456
85

mevcûdâtın ille-i gayeleri ve sebeb-i bekàları olan o netice-i a'zamı reddettikleri için, umum mahlûkatın hukukuna bir nev'i tecâvüz olduğu gibi, umum masnûâtın âyinelerinde cilveleri tezâhür eden ve masnûâtın kıymetlerini âyinedârlık cihetinde àlî eden Esmâ-i İlâhiyenin cilvelerini inkâr ettikleri için, o esmâ-i kudsiyeye karşı bir tezyif olduğu gibi, umum masnûâtın kıymetini tenzîl ile, o masnûâta karşı bir tahkîr-i azîmdir. Hem umum mevcûdâtın herbiri birer vazife-i àliye ile muvazzaf birer memur-u Rabbânî derecesinde iken, küfür vâsıtasıyla sukùt ettirip, câmid, fânî, mânâsız bir mahlûk menzilesinde gösterdiğinden, umum mahlûkatın hukukuna karşı bir nev'i tahkîrdir.

İşte, envâ'-ı dalâlet derecâtına göre az çok kâinâtın yaratılmasındaki Hikmet-i Rabbâniyeye ve dünyanın bekàsındaki makàsıd-ı Sübhâniyeye zarar verdiği için, ehl-i isyana ve ehl-i dalâlete karşı kâinât hiddete geliyor, mevcûdât kızıyor, mahlûkat öfkeleniyor.

Ey cirmi ve cismi küçük ve cürmü ve zulmü büyük ve ayb ve zenbi azîm bîçâre insan! Kâinâtın hiddetinden, mahlûkatın nefretinden, mevcûdâtın öfkesinden kurtulmak istersen, işte kurtulmanın çaresi, Kur'ân-ı Hakîmin dâire-i kudsiyesine girmektir ve Kur'ânın mübelliği olan Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın Sünnet-i Seniyesine ittibâ'dır. Gir ve tâbi ol!

On İkinci İşaret

ONİKİNCİ İŞÂRET

Dört Suâl ve Cevaptır.

Birinci Sual

BİRİNCİ SUÂL: Mahdûd bir hayatta, mahdûd günahlara mukâbil hadsiz bir azâb ve nihâyetsiz bir Cehennem nasıl adâlet olur?

Elcevab: Sâbık işâretlerde, hususan bundan evvelki Onbirinci İşârette kat'iyyen anlaşıldı ki, küfür ve dalâlet cinayeti, nihâyetsiz bir cinayettir ve hadsiz bir hukuka tecâvüzdür.

İkinci Sual

İKİNCİ SUÂL: Şerîatta denilmiştir ki, “Cehennem ceza-yı ameldir, fakat Cennet fazl-ı İlâhî iledir.” Bunun sırr-ı hikmeti nedir?

Elcevab: Sâbık işâretlerde tebeyyün etti ki, insan, icâdsız bir cüz'-ü ihtiyarî ile ve cüz'î bir kesb ile, bir emr-i ademî veya bir emr-i itibarî teşkil ile ve sübût vermekle müdhiş tahribâta ve şerlere sebebiyet verdiği gibi, nefsi ve hevâsı dâima şerlere ve zararlara meyyâl olduğu için, o küçük kesbin neticesinden hâsıl olan seyyiâtın mes'ûliyetini, o çeker. Çünkü, onun nefsi istedi ve kendi kesbiyle sebebiyet verdi. Ve şer, ademî olduğu için, abd ona fâil oldu, Cenâb-ı Hak da halk etti. Elbette o hadsiz cinayetin mes'ûliyetini, nihâyetsiz bir azâb ile çekmeye müstehak olur.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.