Evet, bu herifler vahdet-i mutlakadan vazgeçtikleri için, hadsiz ve nihâyetsiz bir kesret-i mutlakaya düşmüşler. Yani, bir tek ilâhı kabûl etmedikleri için, nihâyetsiz ilâhları kabûl etmeğe mecbur oluyorlar. Yani, bir tek Zât-ı Akdesin hàssası ve lâzım-ı zâtîsi olan ezeliyeti ve hàlıkıyeti, bozulmuş akıllarına sığıştıramadıklarından, o hadsiz, nihâyetsiz, câmid zerrelerin ezeliyetlerini, belki ulûhiyetlerini kabûl etmeğe, mesleklerince mecbur oluyorlar. İşte sen gel, echeliyetin nihâyetsiz derecesine bak!
Evet, zerrelerdeki cilve ise, zerreler tâifesini Vâcibü'l-Vücûdun havliyle, kudretiyle, emriyle, muntazam ve muhteşem bir ordu hükmüne getirmiştir. Eğer bir sâniye o Kumandan-ı A'zamın emri ve kuvveti geri alınsa, o çok kesretli, câmid, şuûrsuz tâife, başıbozuklar hükmüne gelecekler, belki bütün bütün mahvolacaklar!
Hem, insanların bir kısmı, güyâ daha ileri görüyor gibi, daha ziyâde câhilâne bir dalâletle, Sâni'-i Zülcelâl’in gayet latîf, nâzenîn, mutî', musahhar bir sahife-i icraatı ve emirlerinin bir vâsıta-i nakliyâtı ve zaîf bir perde-i tasarrufâtı ve latîf bir midâd-ı (mürekkeb) kitabeti ve en nâzenîn bir hulle-i icâdâtı ve bir mâye-i masnûâtı ve bir mezraa-i hubûbatı olan “esîr” maddesini, cilve-i Rubûbiyetine âyinedârlık ettiği için, masdar ve fâil tevehhüm etmişler. Bu acîb cehâlet, hadsiz muhâlleri istilzam ediyor.
Çünkü esîr maddesi, maddiyûnları boğduran zerrât maddesinden daha latîf ve eski hükemânın saplandığı heyûlâ fihristesinden daha kesif, ihtiyarsız, şuûrsuz, câmid bir maddedir. Bu hadsiz bir sûrette tecezzî ve inkısam eden ve nâkillik ve infiâl hàssasıyla ve vazifesiyle techiz edilen bu maddeye, belki o maddenin zerreden çok derece daha küçük olan zerrelerine, herşeyde herşeyi görecek, bilecek, idare edecek bir ihtiyar ve bir iktidar ile vücûd bulan fiilleri, eserleri isnâd etmek, esîrin zerreleri adedince yanlıştır.
Evet, mevcûdâtta görünen fiil-i icâd öyle bir keyfiyettedir ki, herşeyde, hususan zîhayat olsa, ekser eşyayı ve belki umum kâinâtı görecek, bilecek ve kâinâta karşı o zîhayatın münâsebetini tanıyacak, te'min edecek bir iktidar ve ihtiyardan geldiğini gösteriyor ki, maddî ve ihâtasız olan esbâbın hiçbir cihetle fiili olmaz.
Evet, sırr-ı kayyûmiyetle, en cüz'î bir fiil-i icâdî, doğrudan doğruya bütün kâinât Hàlık’ının fiili olduğuna delâlet eden bir sırr-ı a'zamı taşıyor.
Evet, meselâ bir arının icâdına teveccüh eden bir fiil, iki cihetle Hàlık-ı Kâinâta hususiyetini gösteriyor:
#### Birinci Cihet
Birincisi: O arının bütün emsâlinin, bütün zeminde, aynı zamanda, aynı fiile mazhariyetleri gösteriyor ki, bu cüz'î ve hususî fiil ise, ihâtalı,
