İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 242 / 456
242

zulmetlerini def'edebildiği gibi, nur-u îmân ile istikbâlin en uzak dağlarına kadar çıkar; korkuları izâle eder.

İşte ey benim gibi ihtiyarlık zahmetini çeken ihtiyar ve hemşire ihtiyareler! Mâdem elhamdülillâh biz ehl-i îmânız ve mâdem îmânda bu kadar nurlu, lezzetli, sevimli, şirin defineler var; ve mâdem ihtiyarlığımız bizi bu definenin içine daha ziyâde sevkediyor... Elbette îmânlı ihtiyarlıktan şekvâ değil, belki binler teşekkür etmeliyiz...

Sekizinci Ricâ

SEKİZİNCİ RİCÂ

İhtiyarlığın alâmeti olan beyaz kıllar saçıma düştüğü bir zamanda, gençliğin derin uykusunu daha ziyâde kalınlaştıran Harb-i Umumînin dağdağaları ve esâretimin keşmekeşlikleri ve sonra İstanbul’a geldiğim vakit, ehemmiyetli bir şân ve şeref vaziyeti, hattâ Halifeden, Şeyhülislâmdan, Başkumandandan tut, tâ medrese talebelerine kadar, haddimden çok ziyâde bir hüsn-ü teveccüh ve iltifat gösterdikleri cihetle, gençlik sarhoşluğu ve o vaziyetin verdiği hâlet-i rûhiye, o uykuyu o derece kalınlaştırmıştı ki, âdeta dünyayı dâimî, kendimi de lâyemûtâne dünyaya yapışmış bir vaziyet-i acîbede görüyordum.

İşte o zamanda İstanbul’un Bayezid Câmi-i mübârekine, Ramazan-ı Şerîfte, ihlâslı hâfızları dinlemeğe gittim. Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyân, semâvî yüksek hitâbıyla beşerin fenâsını ve zîhayatın vefâtını haber veren gayet kuvvetli bir sûrette ﴾ كُلُّ نَفْسٍ ذَٓائِقَةُ الْمَوْتِ ﴿ fermânını hâfızların lisânıyla ilân etti. Kulağıma girip, tâ kalbimin içine yerleşip, o pek kalın gaflet ve uyku ve sarhoşluk tabakalarını parça parça etti. Câmiden çıktım. Daha çoktanberi başımda yerleşen o eski uykunun sersemliğiyle birkaç gün başımda bir fırtına, dumanlı bir ateş ve pusulasını şaşırmış gemi gibi kendimi gördüm. Aynada saçıma baktıkça, beyaz kıllar bana diyorlar; “Dikkat et!” İşte, o beyaz kılların ihtarıyla, vaziyet tavazzuh etti. Baktım ki: Çok güvendiğim ve ezvâkına meftûn olduğum gençlik elveda diyor. Ve muhabbetiyle pek çok alâkadar olduğum hayat-ı dünyeviye sönmeğe başlıyor. Ve pek çok alâkadar ve âdeta âşık olduğum dünya, bana: “Uğurlar olsun” deyip, misâfirhâneden gideceğimi ihtar ediyor. Kendisi de, “Allaha ısmarladık” deyip o da gitmeğe hazırlanıyor. Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyân ﴾ كُلُّ نَفْسٍ ذَٓائِقَةُ الْمَوْتِ ﴿ âyetinin külliyetinde: “Nev'-i insanî bir nefistir, dirilmek üzere ölecek. Ve küre-i arz dahi bir nefistir, bâkî bir sûrete girmek için o da ölecek. Dünya dahi bir nefistir, âhiret sûretine girmek için o da ölecek!” mânâsı, âyetin işâretinden kalbe açılıyordu..

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.