İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 58 / 456
58

Onuncu Nükte

ONUNCU NÜKTE

﴾  قُلْ اِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللّٰهَ فَاتَّبِعُون۪ي يُحْبِبْكُمُ اللّٰهُ ﴿ âyetinde i'câzlı bir îcâz vardır. Çünkü çok cümleler bu üç cümlenin içinde dercedilmiştir. Şöyle ki:

Şu âyet diyor ki: “Allah’a (Celle Celâlühû) îmânınız varsa, elbette Allah’ı seveceksiniz. Mâdem Allah’ı seversiniz, Allah’ın sevdiği tarzı yapacaksınız. Ve o sevdiği tarz ise: Allah’ın sevdiği zâta benzemelisiniz. Ona benzemek ise, ona ittibâ' etmektir. Ne vakit ona ittibâ' etseniz, Allah da sizi sevecek. Zâten siz Allah’ı seversiniz, tâ ki Allah da sizi sevsin.”

İşte bütün bu cümleler, şu âyetin yalnız mücmel ve kısa bir meâlidir. Demek oluyor ki, insan için en mühim àlî maksad, Cenâb-ı Hakk’ın muhabbetine mazhar olmasıdır. Bu âyetin nassıyla gösteriyor ki, o matlab-ı a'lânın yolu Habîbullâha ittibâ'dır ve Sünnet-i Seniyesine iktidâdır. Bu makamda Üç Nokta isbât edilse, mezkûr hakikat tamamıyla tezâhür eder.

Birinci Nokta

BİRİNCİ NOKTA: Beşer, fıtraten, şu kâinâtın Hàlık’ına karşı hadsiz bir muhabbet üzerine yaratılmıştır. Çünkü fıtrat-ı beşeriyede cemâle karşı bir muhabbet ve kemâle karşı perestiş etmek ve ihsâna karşı sevmek vardır. Cemâl ve kemâl ve ihsân derecâtına göre o muhabbet tezâyüd eder, aşkın en müntehâ derecesine kadar gider.

Hem bu küçük insanın küçücük kalbinde kâinât kadar bir aşk yerleşir. Evet, kalbin mercimek kadar bir sandukçası olan kuvve-i hâfıza, bir kütübhâne hükmünde binler kitab kadar yazı, içinde yazılması gösteriyor ki, kalb-i insan, kâinâtı içine alabilir ve o kadar muhabbet taşıyabilir.

Mâdem fıtrat-ı beşeriyede ihsân ve cemâl ve kemâle karşı böyle hadsiz bir isti'dâd-ı muhabbet vardır. Ve mâdem bu kâinâtın Hàlık’ı, kâinâtta tezâhür eden âsârıyla bilbedâhe tahakkuku sâbit olan hadsiz cemâl-i mukaddesi, bu mevcûdâtta tezâhür eden nukùş-u san'atıyla bizzarûre sübûtu tahakkuk eden hadsiz kemâl-i kudsîsi ve bütün zîhayatlarda tezâhür eden hadsiz envâ'-ı ihsân ve in'âmâtıyla bilyakìn ve belki bilmüşâhede vücûdu tahakkuk eden hadsiz ihsânatı vardır. Elbette, zîşuûrların en câmi'i ve en muhtacı ve en mütefekkiri ve en müştâkı olan beşerden, hadsiz bir muhabbeti iktiza ediyor.

Evet, herbir insan o Hàlık-ı Zülcelâl'e karşı hadsiz bir muhabbete müstaîd olduğu gibi, o Hàlık dahi herkesten ziyâde cemâl ve kemâl ve ihsânına karşı hadsiz bir mahbûbiyete müstehaktır. Hattâ insan-ı mü'minde, hayatına ve bekàsına ve vücûduna ve dünyasına ve nefsine ve mevcûdâta karşı türlü türlü muhabbetleri ve şedîd alâkaları,

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.