İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 226 / 456
226

On Sekizinci Devâ

ONSEKİZİNCİ DEVÂ

Ey şükrü bırakıp şekvâya giren hasta! Şekvâ bir haktan gelir. Senin bir hakkın zâyi' olmamış ki şekvâ ediyorsun. Belki senin üstünde hak olan çok şükürler var, yapmadın. Cenâb-ı Hakk’ın hakkını vermeden, haksız bir sûrette hak istiyorsun gibi şekvâ ediyorsun.

Sen, kendinden yukarı mertebelerdeki sıhhatli olanlara bakıp şekvâ edemezsin. Belki sen, kendinden sıhhat noktasında aşağı derecelerde bulunan bîçâre hastalara bakıp şükretmekle mükellefsin. Senin elin kırık ise, kesilmiş ellere bak! Bir gözün yoksa, iki gözü de olmayan a'mâlara bak! Allah’a şükret!

Evet, ni'mette kendinden yukarıya bakıp şekvâ etmeye hiç kimsenin hakkı yoktur. Ve musîbette herkesin hakkı, kendinden musîbet noktasında daha yukarı olanlara bakmaktır ki, şükretsin. Bu sır bazı risalelerde bir temsîl ile izâh edilmiş. İcmâli şudur ki:

Bir zât, bir bîçâreyi, bir minârenin başına çıkarıyor. Minârenin her basamağında ayrı ayrı birer ihsân, birer hediye veriyor. Tam minârenin başında da en büyük bir hediyeyi veriyor. O, mütenevvi' hediyelere karşı ondan teşekkür ve minnetdârlık istediği hâlde, o hırçın adam, bütün o basamaklarda gördüğü hediyeleri unutup veyâhut hiçe sayıp, şükretmeyerek, yukarıya bakar, “Keşke bu minâre daha uzun olsaydı, daha yukarıya çıksaydım! Ne için o dağ gibi veyâhut öteki minâre gibi çok yüksek değil?” deyip şekvâya başlarsa, ne kadar bir küfran-ı ni'mettir, bir haksızlıktır!

Öyle de, bir insan hiçlikten vücûda gelip, taş olmayarak, ağaç olmayıp, hayvan kalmayarak, insan olup, müslüman olarak, çok zaman sıhhat ve âfiyet görüp yüksek bir derece-i ni'met kazandığı hâlde, bazı ârızalarla, sıhhat ve âfiyet gibi bazı ni'metlere lâyık olmadığı veya sû-i ihtiyarıyla veya sû-i istimâliyle elinden kaçırdığı veyâhut eli yetişmediği için şekvâ etmek, sabırsızlık göstermek, “Aman ne yaptım, böyle başıma geldi?” diye rubûbiyet-i İlâhiyeyi tenkid etmek gibi bir hâlet, maddî hastalıktan daha musîbetli, manevî bir hastalıktır. Kırılmış el ile döğüşmek gibi, şikâyetiyle hastalığını ziyâdeleştirir.

Âkıl odur ki, لِكُلِّ مُصِيبَةٍ اِنَّا لِلّٰهِ وَاِنَّٓا اِلَيْهِ رَاجِعُونَ sırrıyla teslîm olup sabretsin; tâ o hastalık vazifesini bitirsin, gitsin.

On Dokuzuncu Devâ

ONDOKUZUNCU DEVÂ

Cemîl-i Zülcelâl’in bütün isimleri, “Esmâü'l-Hüsnâ” tâbir-i Samedânîsiyle gösteriyor ki, güzeldirler. Mevcûdât içinde en latîf,

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.