İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 245 / 456
245

Ve her bahar bir yaldızlı mektûbu...

Ve herbir yaz, bir manzûm kasidesi...

Ve O Sâni'-i Zülcelâl’in cilve-i Esmâsını tazelendiren, gösteren âyineleri...

Ve âhiretin fidanlık bir bahçesi...

Ve Rahmet-i İlâhiyenin bir çiçekdanlığı...

Ve âlem-i bekàda gösterilecek olan levhaları yetiştirmeğe mahsûs, muvakkat bir tezgâhı mâhiyetinde gördüm. Bu dünyayı bu sûrette yaratan Hàlık-ı Zülcelâl'e yüzbin şükrettim. Ve anladım ki: Dünyanın âhirete ve esmâ-i İlâhiyeye bakan güzel iç yüzlerine karşı nev'-i insana muhabbet verilmişken, o muhabbeti sû-i istimâl ederek; fânî, çirkin, zararlı, gafletli yüzüne karşı sarfettiğinden, حُبُّ الدُّنْيَا رَأْسُ كُلِّ خَطِيئَةٍ hadîs-i şerîfinin sırrına mazhar olmuşlar.

İşte ey ihtiyar ve ihtiyareler! Ben, Kur'ân-ı Hakîmin nuruyla ve ihtiyarlığımın ihtarıyla ve îmân dahi gözümü açmasıyla bu hakikati gördüm. Ve çok risalelerde kat'î bürhânlarla isbât ettim. Kendime, hakîki bir tesellî ve kuvvetli bir ricâ ve parlak bir ziyâ gördüm. Ve ihtiyarlığıma memnun oldum. Ve gençliğin gitmesinden mesrûr oldum. Siz de ağlamayınız ve şükrediniz. Mâdem îmân var ve hakikat böyledir; ehl-i gaflet ağlasın, ehl-i dalâlet ağlasın...

Dokuzuncu Ricâ

DOKUZUNCU RİCÂ

Harb-i Umumîde, esâretle, Rusya’nın şark-ı şimâlîsinde, çok uzak olan Kosturma vilâyetinde bulunuyordum. Orada Tatarların küçük bir câmii, meşhûr Volga Nehrinin kenarında bulunuyordu. Oradaki arkadaşlarım olan esir zâbitler içinde sıkılıyordum. Yalnızlık istedim; dışarıda izinsiz gezemiyordum. Tatar mahallesi, kefâletle beni o Volga Nehrinin kenarındaki küçük câmiye aldılar. Ben yalnız olarak câmide yatıyordum. Bahar da yakın. O şimâl kıt'asının pek çok uzun gecelerinde çok uyanık kalıyordum. O karanlık gecelerde ve karanlıklı gurbette, Volga Nehrinin hazîn şırıltıları ve yağmurun rikkatli şıpıltıları ve rüzgârın firkatli esmesi, beni derin gaflet uykusundan muvakkaten uyandırdı. Gerçi daha kendimi ihtiyar bilmiyordum; fakat Harb-i Umumîyi gören ihtiyardır. Güyâ ﴾ يَوْمًا يَجْعَلُ الْوِلْدَانَ ش۪يبًا ﴿ sırrına mazhar olarak, öyle günlerdir ki, çocukları ihtiyarlandırdığı cihette, kırk yaşında iken, kendimi seksen yaşında bir vaziyette buldum. O karanlıklı, uzun gece ve hazîn gurbet ve hazîn vaziyet içinde hayattan ve vatandan bir me'yûsiyet geldi. Aczime,

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.