İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 215 / 456
215

Meyvesi bulunmazsa zâyi' olur. Hem rahat ve gafletle olsa, pek çabuk gidiyor. Hastalık, senin o sermâyeni büyük kârlarla meyvedâr ediyor. Hem ömrün çabuk geçmesine meydân vermiyor, tutuyor, uzun ediyor; tâ meyveleri verdikten sonra bırakıp gitsin.

İşte, ömrün hastalıkla uzun olmasına işâreten bu darb-ı mesel dillerde destandır ki, “Musîbet zamanı çok uzundur, safâ zamanı pek kısa oluyor.”

İkinci Devâ

İKİNCİ DEVÂ

Ey sabırsız hasta! Sabret, belki şükret. Senin bu hastalığın, ömür dakikalarını birer saat ibâdet hükmüne getirebilir. Çünkü, ibâdet iki kısımdır.

Biri müsbet ibâdettir ki; namaz, niyâz gibi ma'lûm ibâdetlerdir.

Diğeri menfî ibâdetlerdir ki; hastalıklar, musîbetler vâsıtasıyla musîbet-zede, aczini, zaafını hisseder. Hàlık-ı Rahîmine ilticâ eder, yalvarır. Hàlis, riyâsız manevî bir ibâdete mazhar olur.

Evet, hastalıkla geçen bir ömür, Allah’tan şekvâ etmemek şartıyla, mü'min için ibâdet sayıldığına rivâyât-ı sahîha vardır. Hattâ bazı sâbir ve şâkir hastaların bir dakikalık hastalığı, bir saat ibâdet hükmüne geçtiği ve bazı kâmillerin bir dakikası bir gün ibâdet hükmüne geçtiği, rivâyet-i sahîha ve keşfiyât-ı sâdıka ile sâbittir.

Senin bir dakika ömrünü, bin dakika hükmüne getirip, sana uzun ömrü kazandıran hastalıktan teşekkî değil, teşekkür et.

Üçüncü Devâ

ÜÇÜNCÜ DEVÂ

Ey tahammülsüz hasta! İnsan bu dünyaya keyif sürmek ve lezzet almak için gelmediğine, mütemâdiyen gelenlerin gitmesi ve gençlerin ihtiyarlaşması ve mütemâdiyen zevâl ve firâkta yuvarlanması şâhiddir.

Hem insan, zîhayatın en mükemmeli, en yükseği ve cihâzâtça en zengini, belki zîhayatların sultanı hükmünde iken, geçmiş lezzetleri ve gelecek belâları düşünmek vâsıtasıyla, hayvana nisbeten en ednâ bir derecede, ancak kederli, meşakkatli bir hayat geçiriyor.

Demek insan, bu dünyaya yalnız güzel yaşamak için ve rahatla ve safâ ile ömür geçirmek için gelmemiştir. Belki azîm bir sermâye elinde bulunan insan, burada ticâret ile, ebedî, dâimî bir hayatın saâdetine çalışmak için gelmiştir. Onun eline verilen sermâye de ömürdür. Eğer hastalık olmazsa, sıhhat ve âfiyet gaflet verir; dünyayı hoş gösterir; âhireti unutturur... Kabri ve ölümü hâtırına getirmek istemiyor... Sermâye-i ömrünü bâd-i hevâ boş yere sarfettiriyor.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.