#### İkinci Meselesi
İkinci Noktanın İkinci Mes'elesi: Bu kâinâtın Sâni'-i Kadîr ve Hakîminin mülkünde iştirâk yeri yoktur. Çünkü herşeyde nihâyet derecede intizam bulunduğundan, şirki kabûl edemez. Çünkü müteaddid eller bir işe karışırsa, o iş karışır. Bir memlekette iki pâdişah, bir şehirde iki vâli, bir köyde iki müdür bulunsa, o memleket, o şehir, o köyün her işinde bir karışıklık başlayacağı gibi; en ednâ bir vazifedâr adam, o vazifesine başkasının müdâhalesini kabûl etmemesi gösteriyor ki, hâkimiyetin en esâslı hàssası, elbette istiklâl ve infiraddır. Demek intizam vahdeti ve hâkimiyet infiradı iktiza eder.
Mâdem hâkimiyetin bir muvakkat gölgesi, muâvenete muhtaç ve âciz insanlarda böyle müdâhaleyi reddederse; elbette, derece-i Rubûbiyette hakîki bir hâkimiyet-i mutlaka, bir Kadîr-i Mutlakta, bütün şiddetiyle müdâhaleyi reddetmek gerektir. Eğer zerre kadar müdâhale olsaydı, intizam bozulacaktı.
Hâlbuki bu kâinât öyle bir tarzda yaratılmış ki, bir çekirdeği halk etmek için, bir ağacı halk edebilir bir kudret lâzımdır. Ve bir ağacı halk etmek için de, kâinâtı halk edebilir bir kudret gerektir. Ve kâinât içinde parmak karıştıran bir şerîk bulunsa, en küçük bir çekirdekte de hissedar olmak lâzım gelir. Çünkü o, onun nümûnesidir. O hâlde, koca kâinâtta yerleşmeyen iki rubûbiyet, bir çekirdekte, belki bir zerrede yerleşmek lâzım gelir. Bu ise, muhâlâtın ve bâtıl hayâlâtın en mânâsız ve en uzak bir muhâlidir. Koca kâinâtın umum ahvâl ve keyfiyâtını mîzan-ı adlinde ve nizâm-ı hikmetinde tutan bir Kadîr-i Mutlakın aczini –hattâ bir çekirdekte dahi– iktiza eden şirk ve küfür ne kadar hadsiz derecede muzâaf bir hilâf, bir hatâ, bir yalan olduğunu ve Tevhid ne derece hadsiz muzâaf bir derecede hak ve hakikat ve doğru olduğunu bil, “Elhamdülillâhi ale'l-îmân” de.
Üçüncü Nokta
ÜÇÜNCÜ NOKTA: Sâni'-i Kadîr, ism-i Hakem ve Hakîmi ile, bu âlem içinde binler muntazam âlemleri derc etmiştir. O âlemler içinde en ziyâde kâinâttaki hikmetlere medâr ve mazhar olan insanı bir merkez, bir medâr hükmünde yaratmış. Ve o kâinât dâiresinin en mühim hikmetleri ve faydaları insana bakıyor. Ve insan dâiresi içinde dahi, rızkı bir merkez hükmüne getirmiş; âlem-i insanîde ekser hikmetler, maslahatlar, o rızka bakar ve onunla tezâhür eder. Ve insanda şuûr ve rızıkta zevk vâsıtasıyla, ism-i Hakîmin cilvesi parlak bir sûrette görünüyor. Ve şuûr-u insanî vâsıtasıyla keşfolunan yüzer fenlerden herbir fen, Hakem isminin, bir nev'ide bir cilvesini ta'rif ediyor.
Meselâ, tıb fenninden suâl olsa, “Bu kâinât nedir?” Elbette diyecek ki: “Gayet muntazam ve mükemmel bir eczâhâne-i kübrâdır. İçinde herbir ilâç güzelce ihzar ve istif edilmiştir.”
