İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 167 / 456
167

Evet, kuvvet hakta ve ihlâsta olduğuna bir delil, şu hizmetimizdir. Bu hizmetimizde bir parça ihlâs, bu da'vâyı isbât eder ve kendi kendine delil olur. Çünkü, yirmi seneden fazla kendi memleketimde ve İstanbul’da ettiğimiz hizmet-i ilmiye ve diniyeye mukâbil, burada sizinle, yedi-sekiz senede yüz derece fazla edildi. Hâlbuki, kendi memleketimde ve İstanbulda, burada benimle çalışan kardeşlerimden yüz, belki bin derece fazla yardımcılarım varken, burada ben; yalnız, kimsesiz, garîb, yarım ümmî; insafsız memurların tarassudât ve tazyîkatları altında, yedi-sekiz sene sizinle ettiğim hizmet, yüz derece eski hizmetten fazla muvaffakıyeti gösteren manevî kuvvet, sizlerdeki ihlâstan geldiğine kat'iyyen şübhem kalmadı.

Hem itiraf ediyorum ki, samîmî ihlâsınızla, şân ve şeref perdesi altında nefsimi okşayan riyâdan beni bir derece kurtardınız. İnşâallâh tam ihlâsa muvaffak olursunuz; beni de tam ihlâsa sokarsınız.

Bilirsiniz ki, Hazret-i Ali (R.A.) o mu'cizevâri kerâmetiyle ve Hazret-i Gavs-ı A'zam (K.S.) o hàrika kerâmet-i gaybiyesiyle, sizlere bu sırr-ı ihlâsa binâen iltifat ediyorlar. Ve himâyetkârâne tesellî verip hizmetinizi ma'nen alkışlıyorlar. Evet, hiç şübhe etmeyiniz ki, bu teveccühleri ihlâsa binâen gelir. Eğer bilerek bu ihlâsı kırsanız, onların tokadını yersiniz. Onuncu Lem'adaki şefkat tokatlarını tahattur ediniz.

Böyle manevî kahramanları arkanızda zahîr, başınızda üstad bulmak isterseniz, ﴾ وَيُؤْثِرُونَ علٰٓى اَنْفُسِهِمْ ﴿ sırrıyla ihlâs-ı tâmmı kazanınız. Kardeşlerinizin nefislerini nefsinize –şerefte, makamda, teveccühte, hattâ menfaat-i maddiye gibi nefsin hoşuna giden şeylerde– tercih ediniz.

Hattâ, en latîf ve güzel bir. hakikat-i îmâniyeyi muhtaç bir mü'mine bildirmek ki, en masûmâne, zararsız bir menfaattir; mümkünse, nefsinize bir hodgâmlık gelmemek için, istemeyen bir arkadaş ile yaptırması hoşunuza gitsin. Eğer “Ben sevâb kazanayım, bu güzel mes'eleyi ben söyleyeyim.” arzunuz varsa, çendan onda bir günah ve zarar yoktur, fakat mâbeyninizdeki sırr-ı ihlâsa zarar gelebilir.

Dördüncü Düsturunuz

DÖRDÜNCÜ DÜSTURUNUZ

Kardeşlerinizin meziyetlerini şahıslarınızda ve faziletlerini kendinizde tasavvur edip, onların şerefleriyle şâkirâne iftihar etmektir.

Ehl-i tasavvufun mâbeyninde “fenâ fişşeyh, fenâ firresûl” ıstılahâtı var. Ben sofî değilim. Fakat onların bu düsturu, bizim meslekte “fenâfil'ihvân” sûretinde güzel bir düsturdur. Kardeşler arasında buna “tefânî” denilir. Yani, birbirinde fânî olmaktır. Yani, kendi hissiyat-ı nefsâniyesini unutup, kardeşlerinin meziyât ve hissiyatıyla fikren yaşamaktır. Zâten mesleğimizin esâsı uhuvvettir. Peder ile evlâd, şeyh ile mürîd

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.