İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 258 / 456
258

Sonra tebeyyün etti ki, Risale-i Nur hizmetinde ve benden sonra hayrü'l-halef olarak, bir vâris-i hakîki vazifesini tam yerine getirecek olan Abdurrahman yerine, Cenâb-ı Hak Mustafa’yı nümûne olarak bana göndermiş ki, “Senden bir Abdurrahman aldım; mukâbilinde, bu gördüğün Mustafa gibi otuz Abdurrahman o vazife-i diniyede sana hem talebe, hem biraderzâde, hem evlâd-ı manevî, hem kardeş, hem fedâkâr arkadaş vereceğim.”

Evet, Lillâhi'l-Hamd, otuz Abdurrahman’ı verdi. O vakit dedim: “Ey ağlayan kalbim! Mâdem bu nümûneyi gördün ve onunla o manevî yaraların en mühimmini tedâvi etti; sâir bütün seni müteessir eden yaraları da tedâvi edeceğine kanâatin gelmelidir.”

İşte, ey benim gibi ihtiyarlık zamanında gayet sevdiği evlâdını veya akrabasını kaybeden ve beline yüklenmiş ihtiyarlığın ağır yüküyle beraber firâktan gelen ağır gamları da başına yüklenen ihtiyar kardeşler ve ihtiyare hemşireler! Benim vaziyetimi, anladınız ki, sizinkinden çok şiddetli iken, mâdem böyle bir âyet-i kerîme tedâvi etti, şifâ verdi; elbette Kur'ân-ı Hakîmin eczâhâne-i kudsiyesinde, umum dertlerinize şifâ verecek ilâçları vardır. Eğer îmân ile ona müracaat edip ve ibâdetle o ilâçları istimâl etseniz, belinizde ve başınızdaki o ihtiyarlığın ve gamların ağır yükleri gayet hafifleşecektir.

Bu mebhasın uzun yazılmasının sırrı ise, merhum Abdurrahman’a ziyâde duâ-yı rahmet ettirmek düşüncesidir; sizi usandırmasın. Hem sizi belki ziyâde müteellim edecek en acıklı ve nefret verip ürkütecek en dehşetli yaramı gayet nâhoş elîm bir sûrette size göstermekten maksadım, Kur'ân-ı Hakîmin kudsî tiryâkı ne derece hàrikulâde bir ilâç ve parlak bir nur olduğunu göstermektir.

On Üçüncü Ricâ

ONÜÇÜNCÜ RİCÂ (Hâşiye) [^10]

[^10]: (Hâşiye) Latîf bir tevâfuktur ki, bu Onüçüncü Ricânın bahsettiği medrese hâdisesi onüç sene evvel oldu.

Bu Ricâda, sergüzeşt-i hayatımın mühim bir levhasından bahsedeceğimden herhalde bir derece uzun olacak; usanmamanızı ve gücenmemenizi arzu ediyorum.

Harb-i Umumîde Rus’un esâretinden kurtulduktan sonra, İstanbul’da, iki üç sene Dâru'l-Hikmet’te hizmet-i diniye beni orada durdurdu. Sonra, Kur'ân-ı Hakîmin irşadıyla ve Gavs-ı A'zamın himmetiyle ve ihtiyarlığın intibâhıyla, İstanbul’daki hayat-ı medeniyeden usanç ve şa'şaalı hayat-ı ictimâiyeden bir nefret geldi. Dâüssıla tâbir edilen iştiyak-ı vatan hissi beni vatanıma sevk etti. Mâdem öleceğim, vatanımda öleyim diye Van’a gittim.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.