İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 165 / 456
165

Elbette herkesten ziyâde bütün kuvvetimizle ihlâsı kazanmağa mecbur ve mükellefiz. Ve ihlâsın sırrını kendimizde yerleştirmek için gayet derecede muhtacız. Yoksa, hem şimdiye kadar kazandığımız hizmet-i kudsiye kısmen zâyi' olur, devam etmez; hem şiddetli mes'ûl oluruz.

﴾ وَلَا تَشْتَرُوا بِآيَاتى۪ ثَمَنًا قَل۪يلًا ﴿ âyetindeki şiddetli tehdidkârâne nehy-i İlâhîye mazhar olup, saâdet-i ebediye zararına; mânâsız, lüzumsuz, zararlı, kederli, hodfürûşâne, sakîl, riyâkârâne bazı hissiyat-ı süfliye ve menâfi'-i cüz'iyenin hatırı için ihlâsı kırmakla; hem bu hizmetteki umum kardeşlerimizin hukukuna tecâvüz, hem Hizmet-i Kur'âniyenin hizmetine taarruz, hem hakàik-ı îmâniyenin kudsiyetine hürmetsizlik etmiş oluruz.

Ey kardeşlerim! Mühim ve büyük bir umûr-u hayriyenin çok muzır mânileri olur. Şeytanlar o hizmetin hàdimleriyle çok uğraşır. Bu mânilere ve bu şeytanlara karşı ihlâs kuvvetine dayanmak gerektir. İhlâsı kıracak esbâbdan, yılandan, akrepten çekindiğiniz gibi çekininiz. Hazret-i Yûsuf Aleyhisselâm ﴾ اِنَّ النَّفْسَ لَاَمَّارَةٌ بِالسُّٓوءِ اِلَّا مَا رَحِمَ رَبّ۪ى ﴿ demesiyle, nefs-i emmâreye i'timâd edilmez. Enâniyet ve nefs-i emmâre sizi aldatmasın. İhlâsı kazanmak ve muhâfaza etmek ve mânileri def'etmek için, gelecek düsturlar rehberiniz olsun.

Birinci Düsturunuz

BİRİNCİ DÜSTURUNUZ

Amelinizde rızâ-yı İlâhî olmalı.

Eğer O râzı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok. Eğer O kabûl etse, bütün halk reddetse te'siri yok. O râzı olduktan ve kabûl ettikten sonra, isterse ve hikmeti iktiza ederse, sizler istemek talebinde olmadığınız hâlde, halklara da kabûl ettirir. Onları da râzı eder. Onun için, bu hizmette, doğrudan doğruya, yalnız Cenâb-ı Hakk’ın rızâsını esâs maksad yapmak gerektir.

İkinci Düsturunuz

İKİNCİ DÜSTURUNUZ

Bu Hizmet-i Kur'âniyede bulunan kardeşlerinizi tenkid etmemek ve onların üstünde fazilet-fürûşluk nev'inden gıbta damarını tahrîk etmemektir.

Çünkü, nasıl insanın bir eli diğer eline rekabet etmez, bir gözü bir gözünü tenkid etmez, dili kulağına i'tirâz etmez, kalb rûhun ayıbını görmez. Belki birbirinin noksanını ikmal eder, kusurunu örter, ihtiyacına yardım eder, vazifesine muâvenet eder. Yoksa o vücûd-u insanın hayatı söner, rûhu kaçar, cismi de dağılır.

Hem nasıl ki bir fabrikanın çarkları birbiriyle rekabetkârâne uğraşmaz, birbirinin önüne tekaddüm edip tahakküm etmez, birbirinin kusurunu

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.