İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 13 / 456
13

Maddî hastalıklar için, ubûdiyete mâni olduğu zaman ilticâ edebiliriz. Fakat mu'terizâne, müştekiyâne bir sûrette değil, belki mütezellilâne ve istimdâdkârâne ilticâ edilmeli. Mâdem Onun Rubûbiyetine râzıyız, o Rubûbiyeti noktasında verdiği şeye rızâ lâzım.

Kazâ ve Kaderine i'tirâzı işmâm eder bir tarzda “Ah!”, “Of!” edip şekvâ etmek, bir nev'i kaderi tenkiddir, Rahîmiyetini ittihamdır. Kaderi tenkid eden, başını örse vurur, kırar. Rahmeti ittiham eden, rahmetten mahrum kalır. Kırılmış el ile intikam almak için o eli istimâl etmek nasıl kırılmasını tezyîd ediyor; öyle de, musîbete giriftâr olan adam, i'tirâzkârâne şekvâ ve merakla onu karşılamak, musîbeti ikileştiriyor.

İkinci Mesele

İkinci Mes'ele: Maddî musîbetleri büyük gördükçe büyür, küçük gördükçe küçülür.

Meselâ, gecelerde insanın gözüne bir hayâl ilişir. Ona ehemmiyet verdikçe şişer, ehemmiyet verilmezse kaybolur. Hücum eden arılara iliştikçe fazla tehâcüm göstermeleri, lâkayd kaldıkça dağılmaları gibi, maddî musîbetlere de büyük nazarıyla, ehemmiyetle baktıkça büyür. Merak vâsıtasıyla o musîbet cesetten geçerek kalbde de kökleşir, bir manevî musîbeti dahi netice verir, ona istinâd eder, devam eder.

Ne vakit o merakı, kazâya rızâ ve tevekkül vâsıtasıyla izâle etse, bir ağacın kökü kesilmesi gibi, maddî musîbet hafіfleşe hafіfleşe, kökü kesilmiş ağaç gibi kurur, gider. Bu hakikati ifâde için bir vakit böyle demiştim:

Bırak ey bîçâre feryâdı belâdan kıl tevekkül,

Zîra feryâd belâ-ender, hatâ-ender belâdır bil.

Eğer belâ vereni buldunsa, safâ-ender, atâ-ender belâdır bil.

Eğer bulmazsan, bütün dünya cefâ-ender, fenâ-ender belâdır bil.

Cihan dolu belâ başında varken, ne bağırırsın küçük bir belâdan? Gel, tevekkül kıl.

Tevekkül ile belâ yüzünde gül, tâ o da gülsün. O güldükçe küçülür, eder tebeddül.

Nasıl ki; mübârezede müdhiş bir hasma karşı gülmekle, adâvet musâlahaya, husûmet şakaya döner, adâvet küçülür, mahvolur; tevekkül ile musîbete karşı çıkmak dahi öyledir.

Üçüncü Mesele

Üçüncü Mes'ele: Her zamanın bir hükmü var. Şu gaflet zamanında musîbet şeklini değiştirmiş. Bazı zamanda ve bazı eşhâsta belâ, belâ değil, belki bir lütf-u İlâhîdir.

Ben şu zamandaki hastalıklı sâir musîbet-zedeleri –fakat musîbet dine dokunmamak şartıyla– bahtiyar gördüğümden, hastalık ve musîbet

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.