İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 191 / 456
191

#### Birinci Misal

Birinci Misâl: Bütün âsâr-ı medeniyetle tekmîl ve tezyîn edilmiş, hàlî bir sahrâda kurulmuş, yapılmış bir saraya gayet vahşî bir adam girmiş, içine bakmış. Binlerle muntazam san'atlı eşyayı görmüş. Vahşetinden, ahmaklığından, “Hàriçten kimse müdâhale etmeyip, o saray içinde o eşyadan birisi o sarayı müştemilâtıyla beraber yapmıştır” diye taharrîye başlıyor. Hangi şeye bakıyor, o vahşetli aklı dahi kàbil görmüyor ki, o şey bunları yapsın.

Sonra, o sarayın teşkilât programını ve mevcûdât fihristesini ve idare kanunları içinde yazılı olan bir defteri görür. Çendan, elsiz ve gözsüz ve çekiçsiz olan o defter dahi, sâir içindeki şeyler gibi, hiçbir kàbiliyeti yoktur ki, o sarayı teşkil ve tezyîn etsin. Fakat muztar kalarak, bilmecbûriye, eşya-yı âhere nisbeten, kavânîn-i ilmiyenin bir ünvânı olmak cihetiyle, o sarayın mecmûuna bu defteri münâsebetdâr gördüğünden, “İşte bu defterdir ki, o sarayı teşkil, tanzim ve tezyîn edip bu eşyayı yapmış, takmış, yerleştirmiş” diyerek, vahşetini ahmakların, sarhoşların hezeyanına çevirmiş.

İşte, aynen bu misâl gibi, hadsiz derecede misâldeki saraydan daha muntazam, daha mükemmel ve bütün etrafı mu'cizâne hikmetle dolu şu saray-ı âlemin içine, inkâr-ı Ulûhiyete giden “tabîiyyûn” fikrini taşıyan vahşî bir insan girer. Dâire-i mümkinât haricinde olan Zât-ı Vâcibü'l-Vücûdun eser-i san'atı olduğunu düşünmeyerek ve Ondan i'râz ederek, dâire-i mümkinât içinde, kader-i İlâhînin yazar bozar bir levhası hükmünde ve kudret-i İlâhiyenin kavânîn-i icraatına tebeddül ve tağayyür eden bir defteri olabilen ve pek yanlış ve hatâ olarak “tabiat” nâmı verilen bir mecmua-i kavânîn-i âdât-ı İlâhiye ve bir fihriste-i san'at-ı Rabbâniyeyi görür. Ve der ki:

“Mâdem bu eşya bir sebeb ister; hiçbir şeyin bu defter gibi münâsebeti görünmüyor. Çendan hiçbir cihetle akıl kabûl etmez ki, gözsüz, şuûrsuz, kudretsiz bu defter, Rubûbiyet-i Mutlakanın işi olan ve hadsiz bir kudreti iktiza eden icâdı yapamaz. Fakat mâdem Sâni'-i Kadîmi kabûl etmiyorum; öyle ise, en münâsibi, ‘Bu defter bunu yapmış ve yapar’ diyeceğim” der.

Biz de deriz:

Ey ahmaku'l-humakàdan tahammuk etmiş sarhoş ahmak! Başını tabiat bataklığından çıkar, arkana bak! Zerrâttan seyyârâta kadar bütün mevcûdât, ayrı ayrı lisânlarla şehâdet ettikleri ve parmaklarıyla işâret ettikleri bir Sâni'-i Zülcelâl’i gör. Ve o sarayı yapan ve o defterde sarayın programını yazan Nakkàş-ı Ezelînin cilvesini gör, fermânına bak, Kur'ânını dinle, o hezeyanlardan kurtul!

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.