o izzetli vaziyeti muvakkaten takınıyorum. Zannederim, ehl-i dünyanın kanunlarının haddi yoktur ki, bu noktalara karşı çıkabilsin!
CÂY-I HAYRET BİR TARZ-I MUÂMELE: Ma'lûmdur ki, her yerde ehl-i maârif, mârifet ve ilim noktasında muhâkeme eder. Nerede ve kimde mârifet ve ilmi görse, meslek itibariyle ona karşı bir dostluk ve bir hürmet besler. Hattâ düşman bir hükûmetin bir profesörü bu memlekete gelse, ehl-i maârif, onun ilim ve mârifetine hürmeten onu ziyaret ederler ve ona hürmet ederler.
Hâlbuki İngiliz’in en yüksek meclis-i ilmiyesinin, Meşîhat-i İslâmiyeden sorduğu altı suâlin cevabını altıyüz kelime ile Meşîhat-i İslâmiyeden istedikleri zaman; bura maârifinin hürmetsizliğine uğrayan bir ehl-i mârifet, o altı suâle altı kelime ile, mazhar-ı takdir olmuş bir cevab veren ve ecnebîlerin en mühim ve hükemâların en esâslı düsturlarına hakîki ilim ve mârifetle muâraza edip galebe çalan ve Kur'ândan aldığı kuvvet-i mârifet ve ilme istinâden Avrupa feylesoflarına meydân okuyan ve Hürriyetten altı ay evvel İstanbul’da hem ulemâyı ve hem de mekteblileri münâzaraya dâvet edip kendisi hiç suâl sormadan suâllerine noksansız olarak doğru cevab veren (Hâşiye) [^1] ve bütün hayatını bu milletin saâdetine hasreden ve yüzer risale, o milletin Türkçe olan lisânıyla neşredip o milleti tenvir eden; hem vatandaş, hem dindaş, hem dost, hem kardeş bir ehl-i mârifete karşı en ziyâde sıkıntı veren ve hakkında adâvet besleyen ve belki hürmetsizlik eden, bir kısım maârif dâiresine mensûb olanlarla az bir kısım resmî hocalardır.
[^1]: (Hâşiye) Yeni Said diyor ki: Şu makamda Eski Said'in iftiharkârâne söylediği şu sözlere ben iştirâk etmiyorum. Bu risalede sözü ona verdiğim için susturamıyorum. Enâniyetlilere karşı bir parça enâniyetini göstersin diye sükût ediyorum.
İşte, gel bu hâle ne diyeceksin?.. Medeniyet midir? Maârif-perverlik midir? Vatan-perverlik midir? Milliyet-perverlik midir? Cumhûriyet-perverlik midir? Hâşâ! Hâşâ! Hiç, hiçbir şey değil... Belki bir kader-i İlâhîdir ki, o kader-i İlâhî o ehl-i mârifet adamın dostluk ümîd ettiği yerden adâvet gösterdi ki, hürmet yüzünden ilmi riyâya girmesin ve ihlâsı kazansın.
Hâtime
Hâtime
Kendimce cây-i hayret ve medâr-ı şükrân bir taarruz:
Bu fevkalâde enâniyetli ehl-i dünyanın enâniyet işinde o kadar hassâsiyet var ki, eğer şuûren olsa idi, kerâmet derecesinde veyâhut büyük bir dehâ derecesinde bir muâmele olurdu. O muâmele de şudur:
