İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 266 / 456
266

hülâsalardan daha mükemmel ve bütün taamların her nev'inden tohum ve çekirdek denilen Rahmânî hülâsalara koyup ve o hülâsaları dahi, onların pişirmelerine ve inbisatlarına dair kaderî ta'rifeler içinde sarıp, muhâfaza için küçük sandukçalara koyup tevdî' eder. O sandukçaların icâdı, kün emrinde bulunan “Kâf”, “Nun” fabrikasından o kadar çabuk ve kolay ve çoklukla olur ki, Kur'ân der: “Hàlık emreder, meydâna gelir.” Mâdem sen intisab-ı îmânî tezkeresiyle böyle bir nokta-i istinâd bulabildiğinden, hadsiz bir kuvvete ve kudrete dayanabilirsin. Ben de âyetten bu dersimi aldıkça öyle bir kuvve-i maneviyeyi buldum ki, değil şimdiki düşmanlarıma, belki dünyaya meydân okuyabilir bir iktidar-ı îmânî hissederek, bütün rûhumla beraber ﴾ حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَك۪يلُ ﴿ dedim.

Üçüncü Mertebe-i Nuriye-i Hasbiye

ÜÇÜNCÜ MERTEBE-İ NURİYE-İ HASBİYE: Ben o gurbetler ve hastalıklar ve mazlumiyetlerin tazyîkiyle dünyadan alâkamı kesilmiş bularak, ebedî bir dünyada ve bâkî bir memlekette dâimî bir saâdete namzed olduğumu îmân telkin ettiği hengâmda, tahassür akıtan “Of! Of!”tan vazgeçip, beşâşet izhâr eden “Oh! Oh!” dedim. Fakat bu gaye-i hayâl ve hedef-i rûh ve netice-i fıtratın tahakkuku, ancak ve ancak bütün mahlûkatının bütün harekâtlarını ve sekenâtlarını ve ahvâl ve a'mâllerini kavlen ve fiilen bilen ve kaydeden ve bu küçücük ve âciz-i mutlak nev'-i insanı Kendine dost ve muhâtab eden ve bütün mahlûkat üstünde bir makam veren bir Kadîr-i Mutlakın hadsiz kudretiyle ve insana nihâyetsiz inâyet ve ehemmiyet vermesiyle olabilir diye düşünürken, bu iki noktada, yani, böyle bir kudretin fa'âliyeti ve zâhiren bu ehemmiyetsiz insanın hakikatli ehemmiyeti hakkında îmânın inkişafını ve kalbin itmi'nânını veren bir izâh istedim. Yine o âyete müracaat ettim. Dedi ki:

حَسْبُنَا daki ( نَا ) ya dikkat edip, seninle beraber lisân-ı hâl ve lisân-ı kàl ile حَسْبُنَا yı kimler söylüyorlar, dinle” emretti.

Birden baktım ki, hadsiz kuşlar ve kuşçuklar olan sinekler ve hesabsız hayvanlar ve nihâyetsiz nebâtlar ve gayetsiz ağaçlar dahi benim gibi lisân-ı hâl ile ﴾  حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَك۪يلُ ﴿ mânâsını yâd ediyorlar. Ve herkesin yâdına getiriyorlar ki, bütün şerâit-i hayatiyelerini tekeffül eden öyle bir vekilleri var ki, birbirine benzeyen ve maddeleri bir olan yumurtalar ve birbirinin misli gibi katreler ve birbirinin aynı gibi habbeler ve birbirine müşâbih çekirdeklerden; kuşların yüz bin çeşitlerini, hayvanların yüz bin tarzlarını, nebâtâtın yüz bin nev'ini ve ağaçların yüz bin sınıfını yanlışsız, noksansız, iltibassız, süslü, mîzanlı, intizamlı,

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.