#### Birinci Esas
BİRİNCİ ESÂS: Benî İsrail ulemâsının bir kısmı Müslüman olduktan sonra, eski ma'lûmâtları dahi onlarla beraber müslüman olmuş, İslâmiyete mal olmuş. Hâlbuki o eski ma'lûmâtlarında yanlışlar var. O yanlışlar elbette onlara aittir, İslâmiyete ait değildir.
#### İkinci Esas
İKİNCİ ESÂS: Teşbih ve temsîller, hàvâstan avâma geçtikçe, yani, ilmin elinden cehlin eline düştükçe, mürûr-u zamanla hakikat telâkki edilir. Meselâ, küçüklüğümde kamer tutuldu. Ben vâlideme dedim: “Neden ay böyle oldu?” Dedi: “Yılan yutmuş.” Dedim: “Daha görünüyor?” Dedi: “Yukarıda yılanlar cam gibi olup içlerinde bulunan şeyi gösterirler.”
Bu çocukluk hâtırasını çok zaman tahattur ediyordum. Ve der idim ki: “Bu kadar hakikatsiz bir hurâfe, vâlidem gibi ciddi zâtların lisânında nasıl geziyor?” diye düşünürdüm. Tâ, felekiyât fennini mütâlaa ettiğim vakit gördüm ki, vâlidem gibi öyle diyenler bir teşbihi hakikat telâkki etmişler. Çünkü, derecât-ı şemsiyenin medârı olan “mıntıkatü'l-bürûc” tâbir ettikleri dâire-i azîme, menâzil-i kameriyenin medârı bulunan mâil-i kamer dâiresi birbiri üstüne geçmekle, o iki dâire, herbiri iki kavis şeklini vermiş. O iki kavise felekiyûn ulemâsı, latîf bir teşbih ile büyük iki yılan nâmı olan “tinnîneyn” nâmını vermişler. İşte, o iki dâirenin tekàtu' noktasına, “baş” mânâsına “re's”, diğerine “kuyruk” mânâsına “zeneb” demişler. Kamer re'se ve şems zenebe geldiği vakit, felekiyûn ıstılahınca “haylûlet-i arz” vukû' bulur. Yani, küre-i arz, tam ikisinin ortasına düşer. O vakit kamer hasfolur. Sâbık teşbih ile, “Kamer tinnînin ağzına girdi” denilir. İşte bu ulvî ve ilmî teşbih, avâmın lisânına girdikçe, mürûr-u zamanla, kameri yutacak koca bir yılan seklini almış.
İşte, Sevr ve Hût nâmıyla iki büyük melek, bir teşbih-i latîf-i kudsî ile ve mânidâr bir işâretle, Sevr ve Hût nâmıyla tesmiye edilmişler. Kudsî, ulvî lisân-ı Nübüvvetten umumun lisânına girdikçe, o teşbih hakikate inkılâb etmiş, âdeta gayet büyük bir öküz ve dehşetli bir balık sûretini almışlar.
#### Üçüncü Esas
ÜÇÜNCÜ ESÂS: Nasıl ki Kur'ân’ın müteşâbihâtı var; gayet derin mes'eleleri temsîlât ile ve teşbihâtla avâma ders veriyor. Öyle de, hadîsin müteşâbihâtı var; gayet derin hakikatleri me'nûs teşbihâtla ifâde eder. Meselâ, bir-iki risalede beyân ettiğimiz gibi, bir vakit huzur-u Nebevîde gayet derin bir gürültü işitildi. Fermân etti ki: “Yetmiş senedir yuvarlanıp, bu dakikada Cehennemin dibine düşen bir taşın gürültüsüdür.” Birkaç dakika sonra birisi geldi, dedi: “Yetmiş yaşındaki meşhûr münâfık öldü.” Resûl-i Ekrem Aleyhisalâtü Vesselâm’ın gayet belîğ temsîlinin hakikatini ilân etti.
Senin suâlin cevabına şimdilik Üç Vecih söylenecek.
