İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 217 / 456
217

hangi hastalıklı genci gördüm, sâir gençlere nisbeten âhiretini düşünmeye başlıyor... Gençlik sarhoşluğu yok. Gaflet içindeki hayvanî hevesâttan bir derece kendini kurtarıyor. Ben de bakıyordum, onların tahammül dâhilindeki hastalıklarını bir ihsân-ı İlâhî olduğunu ihtar ederdim. Derdim ki:

“Kardeşim, senin bu hastalığının aleyhinde değilim. Hastalık için sana karşı bir şefkat hissedip acımıyorum ki, duâ edeyim. Hastalık seni tam uyandırıncaya kadar sabra çalış. Ve hastalık vazifesini bitirdikten sonra, Hàlık-ı Rahîm inşâallâh sana şifâ verir.”

Hem derdim:

“Senin bir kısım emsâlin, sıhhat belâsıyla gaflete düşüp, namazı terkedip, kabri düşünmeyip, Allah’ı unutup, bir saatlik hayat-ı dünyeviyenin zâhirî keyfi ile, hadsiz bir hayat-ı ebediyesini sarsar, zedeler, belki de harâb eder. Sen hastalık gözüyle, herhalde gideceğin bir menzilin olan kabrini ve daha arkasında uhrevî menzilleri görürsün ve onlara göre davranıyorsun. Demek senin için hastalık bir sıhhattir; bir kısım emsâlindeki sıhhat bir hastalıktır.”

Altıncı Devâ

ALTINCI DEVÂ

Ey elemden teşekkî eden hasta! Senden soruyorum: Geçmiş ömrünü düşün ve o ömürde geçmiş lezzetli safâ günleri ve belâ ve elemli vakitlerini tahattur et. Herhalde ya “Oh!” ya “Ah!” diyeceksin. Yani, ya “Elhamdülillâh şükür,” veyâhut “Vâ-hasretâ, vâ-esefâ!” kalbin veya lisânın diyecek.

Dikkat et, sana “Oh, elhamdülillâh, şükür” dediren, senin başından geçmiş elemler, musîbetlerin düşünmesi, bir manevî lezzeti deşiyor ki, senin kalbin şükreder. Çünkü elemin zevâli lezzettir. O elemler, o musîbetler, zevâliyle rûhta bir lezzet irsiyet bırakmış ki, düşünmekle deşilse, rûhtan bir lezzet akıyor, şükürler takattur ediyor.

Sana “Vâ-esefâ, vâ-hasretâ!” dedirten, eski zamanda geçirdiğin lezzetli ve safâlı o hâllerdir ki, zevâlleriyle senin rûhunda dâimî bir elem irsiyet bırakıp, ne vakit düşünsen o elem yine deşiliyor, esef ve hasret akıtıyor.

Mâdem bir günlük gayr-ı meşrû lezzet bazen bir sene manevî elem çektiriyor. Ve muvakkat bir günlük hastalıkla gelen elem, çok günler manevî lezzet-i sevâbla beraber, zevâlindeki halâs ve kurtulmaktan gelen manevî lezzet vardır. Senin başındaki şimdilik bu muvakkat hastalığın neticesi ve içyüzündeki sevâbı düşün, “Bu da geçer, yâ Hû!” de, şekvâ yerinde şükret.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.