İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 129 / 456
129

amel etse, o Kitab-ı Mübînin düsturlarını bilmeyerek imtisal eder. Meselâ, hortumlu sivrisinek dünyaya geldiği dakikada hânesinden çıkar, durmayarak insanın yüzüne hücum eder, uzun asâsıyla vurur, âb-ı hayat fışkırtır, içer. Hücumdan kaçmakta, erkân-ı harb gibi mehâret gösterir. Acaba bu küçük, tecrübesiz, yeni dünyaya gelen mahlûka bu san'atı ve bu fenn-i harbi ve su çıkarmak san'atını kim öğretmiş? Ve nerede öğrenmiş? Ben, yani bu bîçâre Said, itiraf ediyorum ki, eğer ben o hortumlu sineğin yerinde olsaydım, bu san'atı, bu kerr ü fer harbini ve su çıkarmak hizmetini, çok uzun dersler ve çok müteaddid tecrübelerle ancak öğrenebilirdim.

İşte, ilhâma mazhar olan arı, örümcek ve yuvasını çorap gibi yapan bülbül gibi hayvanatı bu sineğe kıyâs et. Hattâ nebâtâtı da aynen hayvanata kıyâs edebilirsin. Evet, Cevvâd-ı Mutlak (Celle Celâlühû), her ferd-i zîhayatın eline lezzet midâdıyla ve ihtiyaç mürekkebiyle yazılmış bir tezkereyi vermiş, onunla evâmir-i tekvîniyenin programını ve hizmetlerinin fihristesini tevdî' etmiştir. Bak o Hakîm-i Zülcelâl'e, nasıl Kitab-ı Mübînin düsturlarından, arı vazifesine ait mikdarını bir tezkerede yazmış, arının başındaki sandukçaya koymuştur. O sandukçanın anahtarı da, vazife-perver arıya hàs bir lezzettir. Onunla sandukçayı açar, programını okur, emri anlar, hareket eder. ﴾ وَاَوْحٰى رَبُّكَ اِلٰى النَّحْلِ ﴿ âyetinin sırrını izhâr eder.

İşte, eğer bu Sekizinci Notayı tamam işittin ve tam anladınsa, bir hads-i îmânî ile وَسِعَتْ رَحْمَتُهُ كُلَّ شَىْءٍ nin bir sırrını

﴾ وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِه۪ ﴿ nin bir hakikatini,

﴾ اِنَّمَٓا اَمْرُهُ اِذَٓا اَرَادَ شَيْئًا اَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ ﴿ nun bir düsturunu,

﴾ فَسُبْحَانَ الَّذ۪ى بِيَدِه۪ مَلَكُوتُ كُلِّ شَىْءٍ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ﴿ nun bir nüktesini anlarsın.

Dokuzuncu Nota

DOKUZUNCU NOTA

Bil ki, nev'-i beşerde nübüvvet, beşerdeki hayır ve kemâlâtın fezlekesi ve esâsıdır. Din-i hak, saâdetin fihristesidir. Îmân, bir hüsn-ü münezzeh ve mücerreddir. Mâdem şu âlemde parlak bir hüsün, geniş ve yüksek bir hayr, zâhir bir hak, fâik bir kemâl görünüyor. Bilbedâhe, hak ve hakikat, nübüvvet içindedir ve nebîler elindedir. Dalâlet, şer ve hasâret, onun muhâlifindedir.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.