İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 51 / 456
51

bir huzur-u İlâhi hâtırasına inkılâb eder. Hattâ en küçük bir muâmelede; hattâ yemek, içmek ve yatmak âdâbında Sünnet-i Seniyeyi mürâat ettiği dakikada, o âdi muâmele ve o fıtrî amel, sevâblı bir ibâdet ve şer'î bir hareket oluyor. Çünkü o âdi hareketiyle Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’a ittibâ'ını düşünüyor ve şerîatın bir edebi olduğunu tasavvur eder. Ve şerîat sâhibi O olduğu hâtırına gelir. Ve ondan, Şâri'-i Hakîki olan Cenâb-ı Hakk’a kalbi müteveccih olur. Bir nev'i huzur ve ibâdet kazanır.

İşte, bu sırra binâen, Sünnet-i Seniyeye ittibâ'ı kendine âdet eden, âdâtını ibâdete çevirir, bütün ömrünü semeredâr ve sevâbdâr yapabilir.

İkinci Nükte

İKİNCİ NÜKTE

İmâm-ı Rabbânî Ahmed-i Fârukî (R.A.) demiş ki: “Ben seyr-i rûhânide kat'-ı merâtib ederken, tabakàt-ı evliyâ içinde en parlak, en haşmetli, en letâfetli, en emniyetli, Sünnet-i Seniyeye ittibâ'ı, esâs-ı tarîkat ittihàz edenleri gördüm. Hattâ o tabakanın âmî evliyâları, sâir tabakàtın hàs velîlerinden daha muhteşem görünüyordu.”

Evet, Müceddid-i Elf-i Sânî İmâm-ı Rabbânî hak söylüyor. Sünnet-i seniyeyi esâs tutan, Habîbullâhın zılli altında makam-ı mahbûbiyete mazhardır.

Üçüncü Nükte

ÜÇÜNCÜ NÜKTE

Bu fakir Said, Eski Said’den çıkmaya çalıştığı bir zamanda, rehbersizlikten ve nefs-i emmârenin gururundan gayet müdhiş ve manevî bir fırtına içinde akıl ve kalbim hakàik içerisinde yuvarlandılar. Kâh Süreyyâ’dan serâya, kâh serâdan Süreyyâ’ya kadar bir sukùt ve suûd içerisinde çalkanıyorlardı.

İşte, o zaman müşâhede ettim ki, Sünnet-i Seniyenin mes'eleleri, hattâ küçük âdâbları, gemilerde hatt-ı hareketi gösteren kıblenâmeli birer pusula gibi, hadsiz zararlı, zulümâtlı yollar içinde birer düğme hükmünde görüyordum. Hem o seyahat-ı rûhiyede, çok tazyîkat altında, gayet ağır yükler yüklenmiş bir vaziyette kendimi gördüğüm zamanda, Sünnet-i Seniyenin o vaziyete temâs eden mes'elelerine ittibâ' ettikçe, benim bütün ağırlıklarımı alıyor gibi bir hìffet buluyordum. Bir teslîmiyetle, tereddüdlerden ve vesveselerden, yani; “Acaba böyle hareket hak mıdır, maslahat mıdır?” diye endişelerden kurtuluyordum. Ne vakit elimi çektiysem, bakıyordum, tazyîkat çok. Nereye gittikleri anlaşılmayan çok yollar var. Yük ağır, ben de gayet âcizim. Nazarım da kısa, yol da zulümâtlı. Ne vakit Sünnete yapışsam yol aydınlaşıyor, selâmetli yol görünüyor. Yük hafifleşiyor, tazyîkat kalkıyor gibi bir hâlet hissediyordum. İşte o zamanlarımda İmâm-ı Rabbânî’nin hükmünü bilmüşâhede tasdik ettim.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.