İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 171 / 456
171

ile herbirisinin âyinesine umum nur in'ikâs etmek ve herbiri umumun kazandığı misil sevâba mâlik olmak, ne kadar büyük bir kâr olduğunu kıyâs edebilirsiniz. Bu azîm kâr, rekabetle ve ihlâssızlık ile kaçırılmaz.

İhlâsı Kıran İkinci Mani

İhlâsı kıran ikinci mâni: Hubb-u câhtan gelen şöhret-perestlik sâikasıyla ve şân ü şeref perdesi altında teveccüh-ü âmmeyi kazanmak, nazar-ı dikkati kendine celb etmekle enâniyeti okşamak ve nefs-i emmâreye bir makam vermektir ki, en mühim bir maraz-ı rûhî olduğu gibi, şirk-i hafî tâbir edilen riyâkârlığa, hodfürûşluğa kapı açar, ihlâsı zedeler.

Ey kardeşlerim! Kur'ân-ı Hakîmin hizmetindeki mesleğimiz hakikat ve uhuvvet olduğu ve uhuvvetin sırrı, şahsiyetini kardeşler içinde fânî edip (Hâşiye) [^2] onların nefislerini kendi nefsine tercih etmek olduğundan mâbeynimizde bu nev'i hubb-u câhtan gelen rekabet te'sir etmemek gerektir. Çünkü mesleğimize bütün bütün münâfîdir. Mâdem kardeşlerin şerefi umumiyetle her ferde ait olabilir; o büyük şeref-i manevîyi şahsî, hodfürûşâne, rekabetkârâne, cüz'î bir şerefe ve şöhrete fedâ etmek, Risale-i Nur şâkirdlerinden yüz derece uzak olduğu ümîdindeyim.

[^2]:(Hâşiye) Evet, bahtiyar (odur ki), kevser-i Kur'ânîden süzülen tatlı, büyük bir havuzu kazanmak için, bir buz parçası nev'indeki şahsiyetini ve enâniyetini o havuz içine atıp eritendir.

Evet, Risale-i Nur şâkirdlerinin kalbi, aklı, rûhu böyle aşağı, zararlı, süflî şeylere tenezzül etmez. Fakat herkeste nefs-i emmâre bulunur. Bazı da hissiyat-ı nefsiye damarlara ilişir; bir derece hükmünü kalb, akıl ve rûhun rağmına olarak icra eder. Sizlerin kalb ve rûh ve aklınızı ittiham etmem. Risale-i Nur’un verdiği te'sire binâen i'timâd ediyorum. Fakat nefis ve hevâ ve his ve vehim bazen aldatıyorlar. Onun için, bazen şiddetli îkaz olunuyorsunuz. Bu şiddet, nefis ve hevâ ve his ve vehme bakıyor; ihtiyatlı davranınız.

Evet, eğer mesleğimiz şeyhlik olsa idi, makam bir olurdu veyâhut mahdûd makamlar bulunurdu. O makama müteaddid isti'datlar namzed olurdu. Gıbtakârâne bir hodgâmlık olabilirdi. Fakat mesleğimiz uhuvvettir. Kardeş kardeşe peder olamaz, mürşid vaziyetini takınamaz. Uhuvvetteki makam geniştir; gıbtakârâne müzâhemeye medâr olamaz. Olsa olsa, kardeş kardeşe muâvin ve zahîr olur, hizmetini tekmîl eder. Pederâne, mürşidâne mesleklerdeki gıbtakârâne hırs-ı sevâb ve ulüvv-ü himmet cihetiyle çok zararlı ve hatarlı neticeler vücûda geldiğine delil, ehl-i tarîkatın o kadar mühim ve azîm kemâlâtları ve menfaatleri içindeki ihtilâfâtın ve rekabetin verdiği vahîm neticelerdir ki, onların o azîm, kudsî kuvvetleri bid'a rüzgârlarına karşı dayanamıyor.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.