itâat altına ve bütün Kureyş’i İslâmiyet içine ve emniyet-i tâmme vaz'edilmesine delâlet ve ihbar eder. Aynen haber verdiği gibi vukû'a gelmiştir.
Dördüncüsü
DÖRDÜNCÜSÜ:
﴿ هُوَ الَّذ۪ٓى اَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدٰى وَد۪ينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ علٰى الدّ۪ينِ كُلِّه۪ ﴾
kemâl-i kat'iyyetle ihbar ediyor ki, “Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın getirdiği din, umum dinlere galebe çalacak.” Hâlbuki o zamanda yüzer milyon tebaası bulunan Nasâra ve Yahudî ve Mecûsî dinleri ve Roma, Çin ve İran hükûmeti gibi yüzer milyon tebaası bulunan cihangir devletlerin edyân-ı resmîleri iken, kendi küçük kabilesine karşı tam galebe edemeyen bir vaziyette bulunan Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm’ın getirdiği din, umum dinlere gâlib ve umum devletlere muzaffer olacağını ihbar ediyor. Hem gayet vuzûh ve kat'iyyetle ihbar ediyor. İstikbâl, o haber-i gaybîyi, Bahr-i Muhît-i Şarkîden Bahr-i Muhît-i Garbîye kadar İslâm kılıncının uzamasıyla tasdik etmiştir.
Beşincisi
BEŞİNCİSİ:
﴿ مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِ وَالَّذ۪ينَ مَعَهُٓ اَشِدَّٓاءُ علٰى الْكُفَّارِ رُحَمَٓاءُ بَيْنَهُمْ تَرٰيهُمْ رُكّعًا سُجَّدًا ﴾
ilâ âhir... Şu âyetin başı, Sahâbelerin enbiyâdan sonra nev'-i beşer içinde en mümtâz olduklarına sebeb olan secâya-yı àliye ve mezâyâ-yı gâliyeyi haber vermekle, mânâ-yı sarîhiyle, tabakàt-ı Sahâbenin istikbâlde muttasıf oldukları ayrı ayrı mümtâz hàs sıfatlarını ifâde etmekle beraber; mânâ-yı işârîsiyle, ehl-i tahkîkçe vefât-ı Nebevîden sonra makamına geçecek Hulefâ-i Râşidîne hilâfet tertibi ile işâret edip, herbirisinin en meşhûr medâr-ı imtiyazları olan sıfât-ı hàssayı dahi haber veriyor. Şöyle ki:
﴾ وَالَّذ۪ينَ مَعَهُ ﴿ maiyet-i mahsûsa ve sohbet-i hàssa ile ve en evvel vefât ederek yine maiyetine girmekle meşhûr ve mümtâz olan Hazret-i Sıddık’ı gösterdiği gibi, ﴾ اَشِدَّٓاءُ علٰى الْكُفَّارِ ﴿ ile, istikbâlde küre-i arzın devletlerini fütûhâtıyla titretecek ve adâletiyle zâlimlere sâika gibi şiddet gösterecek olan Hazret-i Ömer’i gösterir. Ve ﴾ رُحَمَٓاءُ بَيْنَهُمْ ﴿ ile, istikbâlde en mühim bir fitnenin vukû'u hazırlanırken, kemâl-i merhamet ve şefkatinden, İslâmlar içinde kan dökülmemek için rûhunu fedâ edip teslîm-i nefis ederek Kur'ân okurken mazlumen şehîd olmasını tercih eden Hazret-i Osman’ı da haber verdiği gibi,
