İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 11 / 456
11

Eski hayatında geçirdiği muvakkat âlâmın zevâlinden neş'et eden manevî ve dâimî lezzet, “Elhamdülillâh” dedirtir. Bu fıtrî hâletle beraber, musîbetlerin neticesi olan sevâb ve mükâfât-ı uhreviye ve kısa ömrü, musîbet vâsıtasıyla uzun bir ömür hükmüne geçmesini düşünse, sabırdan ziyâde, şükreder. اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ عَلٰى كُلِّ حَالٍ سِوَى الْكُفْرِ وَالضَّلَالِ demesi iktiza eder.

Meşhûr bir söz var ki, “Musîbet zamanı uzundur.” Evet, musîbet zamanı uzundur. Fakat örf-ü nâsta zannedildiği gibi sıkıntılı olduğundan uzun değil, belki uzun bir ömür gibi hayatî neticeler verdiği için uzundur.

Dördüncü Nükte

DÖRDÜNCÜ NÜKTE:

Yirmibirinci Sözün Birinci Makamında beyân edildiği gibi, Cenâb-ı Hakk’ın insana verdiği sabır kuvvetini evhâm yolunda dağıtmazsa, her musîbete karşı kâfî gelebilir. Fakat vehmin tahakkümüyle ve insanın gafletiyle ve fânî hayatı bâkî tevehhüm etmesiyle, sabır kuvvetini mâzi ve müstakbele dağıtıp hâlihazırdaki musîbete karşı sabrı kâfî gelmez, şekvâya başlar. Âdeta –hâşâ– Cenâb-ı Hakk’ı insanlara şekvâ eder. Hem çok haksız bir sûrette ve divânecesine şekvâ edip sabırsızlık gösterir.

Çünkü, geçmiş herbir gün, musîbet ise zahmeti gitmiş, rahatı kalmış; elemi gitmiş, zevâlindeki lezzet kalmış; sıkıntısı geçmiş, sevâbı kalmış. Bundan şekvâ değil, belki mütelezzizâne şükretmek lâzım gelir. Onlara küsmek değil, bil'akis muhabbet etmek gerektir. Onun o geçmiş fânî ömrü, musîbet vâsıtasıyla bâkî ve mes'ûd bir nev'i ömür hükmüne geçer. Onlardaki âlâmı vehim ile düşünüp bir kısım sabrını onlara karşı dağıtmak divâneliktir.

Amma gelecek günler ise, mâdem daha gelmemişler, içlerinde çekeceği hastalık veya musîbeti şimdiden düşünüp sabırsızlık göstermek, şekvâ etmek, ahmaklıktır. “Yarın, öbür gün aç olacağım, susuz olacağım.” diye bugün mütemâdiyen su içmek, ekmek yemek ne kadar ahmakçasına bir divâneliktir; öyle de, gelecek günlerdeki, şimdi adem olan musîbet ve hastalıkları düşünüp, şimdiden onlardan müteellim olmak, sabırsızlık göstermek, hiçbir mecburiyet olmadan kendi kendine zulmetmek, öyle bir belâhettir ki, hakkında şefkat ve merhamet liyâkatini selb ediyor.

Elhâsıl: Nasıl şükür, ni'meti ziyâdeleştiriyor; öyle de, şekvâ musîbeti ziyâdeleştirir. Hem merhamete liyâkati selbeder.

Birinci Harb-i Umumînin birinci senesinde, Erzurum’da mübârek bir zât müdhiş bir hastalığa giriftâr olmuştu. Yanına gittim. Bana dedi: “Yüz gecedir ben başımı yastığa koyup yatamadım.” diye acı bir şikâyet etti. Ben çok acıdım.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.