İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 235 / 456
235

Dil bekàsı, Hak fenâsı istedi mülk-ü tenim,

Bir devâsız derde düştüm, ah ki Lokman bîhaber! (Hâşiye) [^2]

[^2]:(Hâşiye) Yani, benim kalbim bütün kuvvetiyle bekà istediği hâlde; Hikmet-i İlâhiye, cesedimin harâbiyetini iktiza ediyor. Hakîm-i Lokman da çaresini bulamadığı dermansız bir derde düştüm.

O vakit birden merhamet-i İlâhiyenin lisânı, misâli, timsâli, dellâlı, mümessili olan Peygamber-i Zîşan Aleyhissalâtü Vesselâm’ın nuru ve şefâati ve beşere getirdiği hediye-i hidayeti, o dermansız, hadsiz zannettiğim yaraya güzel bir merhem ve tiryâk oldu. Karanlıklı ye'simi, nurlu bir ricâya çevirdi.

Evet, ey benim gibi ihtiyarlığını hisseden muhterem ihtiyar ve ihtiyareler! Biz gidiyoruz, aldanmakta fayda yok. Gözümüzü kapamakla bizi burada durdurmazlar; sevkiyât var. Fakat gafletten ve kısmen de ehl-i dalâletten gelen zulümât evhâmlarıyla bize firâklı ve karanlıklı görünen berzah memleketi, ahbabların mecma’ıdır. Başta şefî'imiz olan Habîbullâh Aleyhissalâtü Vesselâm ile bütün dostlarımıza kavuşmak âlemidir.

Evet, bin üçyüzelli senede, her sene üçyüzelli milyon insanların sultanı ve onların rûhlarının mürebbîsi ve akıllarının muallimi ve kalblerinin mahbûbu ve her günde, “Essebebü ke'l-fâil” sırrınca, bütün o ümmetinin işlediği hasenâtın bir misli, sahife-i hasenâtına ilâve edilen ve şu kâinâttaki makàsıd-ı àliye-i İlâhiyenin medârı ve mevcûdâtın kıymetlerinin teâlîsinin sebebi olan o Zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm, dünyaya geldiği dakikada “ümmetî, ümmetî” rivâyet-i sahîha ile ve keşf-i sâdıkla dediği gibi, Mahşerde herkes “nefsî, nefsî” dediği zaman, yine “ümmetî, ümmetî” diyerek en kudsî ve en yüksek bir fedâkârlıkla, yine şefâatiyle ümmetinin imdâdına koşan bir zâtın gittiği âleme gidiyoruz. Ve o güneşin etrafında hadsiz asfiyâ ve evliyâ yıldızlarıyla ışıklanan öyle bir âleme gidiyoruz.

İşte o Zâtın şefâati altına girip ve nurundan istifade etmenin ve zulümât-ı berzahiyeden kurtulmanın çaresi, Sünnet-i Seniyeye ittibâ'dır.

Dördüncü Ricâ

DÖRDÜNCÜ RİCÂ

Bir zaman ihtiyarlığa ayak bastığımdan, gafleti idâme ettiren sıhhat-i bedenim de bozulmuştu. İhtiyarlıkla hastalık, müttefikan bana hücum etti. Başıma vura vura uykumu kaçırdılar. Çoluk-çocuk, mal gibi beni dünya ile bağlayacak alâkalar da yoktu. Gençlik sersemliğiyle zâyi' ettiğim sermâye-i ömrümün meyvelerini bütün günahlar, hatîâtlar gördüm. Niyâzi-i Mısrî gibi feryâd eyleyerek dedim:

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.