mevcûdâtın güzel bir sûrette ve mümkün vaziyetlerin en iyisinde bulunmalarını iktiza ederler. Ve o esmâ-i cemâliye ve kemâliye ise, melâike ve rûhâni ve cin ve insin nazarında güzelliklerini, mevcûdâtın güzel vaziyetleriyle ve hüsn-ü edebleriyle göstermek isterler. İşte, Sünnet-i Seniyedeki âdâb, bu ulvî âdâbın işâretidir ve düsturlarıdır ve nümûneleridir.
Sekizinci Nükte
SEKİZİNCİ NÜKTE
﴾ فَاِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ حَسْبِىَ اللّٰهُ ﴿ dan evvelki olan ﴾ لَقَدْ جَٓاءَكُمْ رَسُولٌ .. اِلخ ﴿ âyeti, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın ümmetine karşı kemâl-i şefkat ve nihâyet re'fetini gösterdikten sonra, şu ﴾ فَاِنْ تَوَلَّوْا ﴿ âyetiyle der ki:
“Ey insanlar! Ey Müslümanlar! Böyle hadsiz bir şefkatiyle sizi irşad eden ve sizin menfaatiniz için bütün kuvvetini sarf eden ve manevî yaralarınız için, kemâl-i şefkatle getirdiği ahkâm ve Sünnet-i Seniyesiyle tedâvi edip merhem vuran şefkat-perver bir zâtın bedîhî şefkatini inkâr etmek ve gözle görünen re'fetini ittiham etmek derecesinde onun sünnetinden ve tebliğ ettiği ahkâmdan yüzlerinizi çevirmek ne kadar vicdânsızlık, ne kadar akılsızlık olduğunu biliniz.
Ve ey şefkatli Resûl ve ey re'fetli Nebî! Eğer senin bu azîm şefkatini ve büyük re'fetini tanımayıp akılsızlıklarından sana arka verip dinlemeseler, merak etme. Semâvât ve arzın cünûdu taht-ı emrinde olan, Arş-ı Azîm-i Muhîtin tahtında saltanat-ı rubûbiyeti hükmeden Zât-ı Zülcelâl sana kâfîdir. Hakîki mutî' tâifeleri senin etrafına toplattırır, seni onlara dinlettirir, senin ahkâmını onlara kabûl ettirir!”
Evet, Şerîat-ı Muhammediye ve Sünnet-i Ahmediye’de hiçbir mes'ele yoktur ki, müteaddid hikmetleri bulunmasın. Bu fakir, bütün kusur ve aczimle beraber bunu iddia ediyorum ve bu da'vânın isbâtına da hazırım. Hem şimdiye kadar yazılan yetmiş seksen Risale-i Nuriye, Sünnet-i Ahmediye’nin ve Şerîat-ı Muhammediyenin (A.S.M.) mes'eleleri ne kadar hikmetli ve hakikatli olduğuna yetmiş seksen şâhid-i sâdık hükmüne geçmiştir. Eğer bu mevzûa dair iktidar olsa, yazılsa, yetmiş değil, belki yedi bin risale, o hikmetleri bitiremeyecek.
Hem ben şahsımda bilmüşâhede ve zevken, belki bin tecrübâtım var ki, mesâil-i Şerîatla Sünnet-i Seniye düsturları, emrâz-ı rûhâniyede ve akliyede ve kalbiyede, hususan emrâz-ı ictimâiyede gayet nâfi' birer devâdır bildiğimi ve onların yerini başka felsefî ve hikmetli mes'eleler tutamadığını, bilmüşâhede kendim hissettiğimi ve başkalarına da bir derece risalelerde
