ihâta ediyor. Çünkü, peder ve vâliden ve akraban varsa, çoktan beri unuttuğun gayet lezzetli o şefkatleri senin etrafında yeniden uyanıp, çocukluk zamanında gördüğün o şirin nazarları yine görmekle beraber; çok gizli, perdeli kalan etrafındaki dostluklar, hastalığın câzibesiyle yine sana karşı muhabbetdârâne baktıklarından, elbette onlara karşı senin bu maddî elemin pek ucuz düşer.
Hem sen müftehirâne hizmet ettiğin ve iltifatlarını kazanmasına çalıştığın zâtlar, hastalığın hükmüyle sana merhametkârâne hizmetkârlık ettiklerinden, efendilerine efendi oldun.
Hem insanlardaki rikkat-i cinsiyeyi ve şefkat-i nev'iyeyi kendine celbettiğinden, hiçten, çok yardımcı ahbab ve şefkatli dost buldun.
Hem çok meşakkatli hizmetlerden paydos emrini yine hastalıktan aldın, istirahat ediyorsun. Elbette senin cüz'î elemin, bu manevî lezzetlere karşı seni şekvâya değil, teşekküre sevketmelidir.
Yirmi İkinci Devâ
YİRMİİKİNCİ DEVÂ
Ey nüzûl gibi ağır hastalıklara mübtelâ olan kardeş! Evvelâ sana müjde ediyorum ki, mü'min için nüzûl mübârek sayılıyor. Bunu çoktan ehl-i velâyetten işitiyordum, sırrını bilmezdim. Bir sırrı şöyle kalbime geliyor ki:
Ehlullâh, Cenâb-ı Hakk’a vâsıl olmak ve dünyanın azîm manevî tehlikelerinden kurtulmak ve saâdet-i ebediyeyi te'min etmek için, iki esâsı ihtiyaren takib etmişler:
Birisi: Râbıta-i mevttir. Yani; dünya fânî olduğu gibi, kendisi de içinde vazifedâr fânî bir misâfir olduğunu düşünmekle, hayat-ı ebedîsine o sûretle çalışmışlar.
İkincisi: Nefs-i emmârenin ve kör hissiyatın tehlikelerinden kurtulmak için, çillelerle, riyâzetlerle nefs-i emmârenin öldürülmesine çalışmışlar.
Sizler, ey yarı vücûdunun sıhhatini kaybeden kardeş! Sen, ihtiyarsız, kısa ve kolay ve sebeb-i saâdet olan iki esâs sana verilmiş ki, dâima senin vücûdunun vaziyeti, dünyanın zevâlini ve insanın fânî olduğunu ihtar ediyor. Daha dünya seni boğamıyor, gaflet senin gözünü kapayamıyor. Ve yarım insan vaziyetinde bir zâta, nefs-i emmâre, elbette hevesât-ı rezîle ile ve nefsânî müştehiyât ile onu aldatamaz; çabuk o nefsin belâsından kurtulur.
İşte, mü'min sırr-ı îmân ile ve teslîmiyet ve tevekkül ile, o ağır nüzûl gibi hastalıktan, az bir zamanda, ehl-i velâyetin çilleleri gibi istifade edebilir. O vakit o ağır hastalık çok ucuz düşer.
