﴾ وَاِذَا مَرُّوا بِاللَّغْوِ مَرُّوا كِرَامًا ﴿ edeb-i Furkànî ile edebleniniz! Ve haricî düşmanın hücumunda dâhilî münâkaşâtı terk etmek ve ehl-i hakkı sukùttan ve zilletten kurtarmayı en birinci ve en mühim bir vazife-i uhreviye telâkki edip, yüzer âyât ve ehâdîs-i Nebeviyenin şiddetle emrettikleri uhuvvet, muhabbet ve teâvünü yapıp, bütün hissiyatınızla, ehl-i dünyadan daha şiddetli bir sûrette meslektaşlarınızla ve dindaşlarınızla ittifak ediniz, yani, ihtilâfa düşmeyiniz. “Böyle küçük mes'eleler için kıymetdâr vaktimi sarf etmektense, o çok kıymetli vaktimi zikir ve fikir gibi kıymetdâr şeylere sarf edeceğim.” deyip çekilerek ittifakı zayıflaştırmayınız.
Çünkü bu manevî cihatta küçük mes'ele zannettiğiniz, çok büyük olabilir. Bir neferin bir saatte, mühim ve hususî şerâit dâhilindeki nöbeti, bir sene ibâdet hükmüne bazen geçmesi gibi; bu ehl-i hakkın mağlûbiyeti zamanında, manevî mücâhede mesâilinde, küçük bir mes'eleye sarf olunan senin kıymetdâr bir günün, o neferin o saati gibi bin derece kıymet alabilir, bir günün bin gün olabilir. Mâdem livechillâhtır; o işin küçüğüne-büyüğüne, kıymetli ve kıymetsizliğine bakılmaz. İhlâs ve rızâ-yı İlâhî yolunda zerre, yıldız gibi olur. Vesilenin mâhiyetine bakılmaz, neticesine bakılır. Mâdem neticesi rızâ-yı İlâhîdir ve mâyesi ihlâstır; o küçük değildir, büyüktür.
Yedinci Sebeb
YEDİNCİ SEBEB
Ehl-i hak ve hakikatin ihtilâf ve rekabetleri kıskançlıktan ve hırs-ı dünyadan gelmediği gibi; ehl-i dünyanın ve ehl-i gafletin ittifakları dahi civanmerdlikten ve ulüvv-ü cenâbdan değildir.
Belki ehl-i hakikat, hakikatten gelen ulüvv-ü cenâb ve ulüvv-ü himmet ve tarîk-ı hakta memdûh olan müsâbakayı tam muhâfaza edemediklerinden ve nâehillerin girmesi yüzünden bir derece sû-i istimâl ettiklerinden, rekabetkârâne ihtilâfa düşüp hem kendine, hem Cemâat-i İslâmiyeye ehemmiyetli zarar olmuş.
Ehl-i gaflet ve ehl-i dalâlet ise, meftûn oldukları menfaatlerini kaçırmamak ve menfaat için perestiş ettikleri reislerini ve arkadaşlarını küstürmemek için; zilletlerinden ve nâmerdliklerinden, hamiyetsizliklerinden, mutlak arkadaşlarıyla –hattâ denî ve hâin ve muzır olsalar dahi– hàlisâne ittihâd; hem menfaat etrafında toplanan, ne şekilde olursa olsun, şerîkleriyle samîmâne ittifak ederler. Samîmiyet neticesi olarak istifade ederler.
İşte, ey musîbet-zede ve ihtilâfa düşmüş ehl-i hak ve ashâb-ı hakikat! Bu musîbet zamanında ihlâsı kaçırdığınızdan ve rızâ-yı İlâhîyi münhasıran
