İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 12 / 456
12

Birden hâtırıma geldi ve dedim:

“Kardeşim, geçmiş sıkıntılı yüz günün şimdi sürûrlu yüz gün hükmündedir. Onları düşünüp şekvâ etme; onlara bakıp şükret. Gelecek günler ise, mâdem daha gelmemişler, Rabbin olan Rahmânürrahîmin rahmetine i'timâd edip, dövülmeden ağlama, hiçten korkma, ademe vücûd rengi verme. Bu saati düşün. Sendeki sabır kuvveti bu saate kâfî gelir.

Divâne bir kumandan gibi yapma ki; sol cenâh düşman kuvveti onun sağ cenâhına iltihak edip ona taze bir kuvvet olduğu hâlde, sol cenâhındaki düşmanın sağ cenâhı daha gelmediği vakitte, o tutar, merkez kuvvetini sağa sola dağıtıp, merkezi zaîf bırakıp, düşman ednâ bir kuvvet ile merkezi harâb eder.”

Dedim: “Kardeşim, sen bunun gibi yapma. Bütün kuvvetini bu saate karşı tahşid et. Rahmet-i İlâhiyeyi ve mükâfât-ı uhreviyeyi ve fânî ve kısa ömrünü uzun ve bâkî bir sûrete çevirdiğini düşün. Bu acı şekvâ yerinde ferâhlı bir şükret.”

O da tamamıyla bir ferâh alarak, “Elhamdülillâh” dedi. “Hastalığım ondan bire indi.”

Beşinci Nükte

BEŞİNCİ NÜKTE:

Üç Mes'eledir.

Birinci Mesele

Birinci Mes'ele: Asıl musîbet ve muzır musîbet, dine gelen musîbettir. Musîbet-i diniyeden her vakit Dergâh-ı İlâhiyeye ilticâ edip feryâd etmek gerektir.

Fakat dinî olmayan musîbetler, hakikat noktasında musîbet değildirler. Bir kısmı ihtar-ı Rahmânîdir. Nasıl ki çoban, gayrın tarlasına tecâvüz eden koyunlarına taş atıp, onlar o taştan hissederler ki, zararlı işten kurtarmak için bir ihtardır, memnunâne dönerler. Öyle de, çok zâhirî musîbetler var ki, İlâhî birer ihtar, birer îkazdır. Ve bir kısmı keffâretü'z-zünûbdur. Ve bir kısmı gafleti dağıtıp, beşerî olan aczini ve zaafını bildirerek bir nev'i huzur vermektir.

Musîbetin hastalık olan nev'i, sâbıkan geçtiği gibi, o kısım, musîbet değil, belki bir iltifat-ı Rabbânîdir, bir tathîrdir. Rivâyette vardır ki, “Ermiş bir ağacı silkmekle nasıl meyveleri düşüyor, sıtmanın titremesinden günahlar öyle dökülüyor.”

Hazret-i Eyyûb Aleyhisselâm, münâcâtında, istirahat-i nefis için duâ etmemiş. Belki zikr-i lisânî ve tefekkür-ü kalbîye mâni olduğu zaman, ubûdiyet için şifâ taleb eylemiş.

Biz, o münâcât ile birinci maksadımız, günahlardan gelen manevî, rûhî yaralarımızın şifâsını niyet etmeliyiz.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.