İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 83 / 456
83

kavânînine herkesten ziyâde mürâat ve itâat ederdi. Düşmana karşı zırh giyerdi, “Sipere giriniz” emrederdi. Yara alırdı, zahmet çekerdi. Tâ, tamamıyla Hikmet-i İlâhiye kanununa ve kâinâttaki şerîat-ı fıtriye-i kübrâya mürâat ve itâati göstersin.

Onuncu İşaret

ONUNCU İŞÂRET

İblisin en mühim bir desîsesi, kendini, kendine tâbi olanlara inkâr ettirmektir. Şu zamanda, hususan maddiyûnların felsefeleriyle zihni bulananlar bu bedîhî mes'elede tereddüd gösterdikleri için, şeytanın bu desîsesine karşı bir-iki söz söyleyeceğiz. Şöyle ki:

İnsanlarda şeytan vazifesini gören cesetli ervâh-ı habîse bilmüşâhede bulunduğu gibi, cinnîden cesetsiz ervâh-ı habîse dahi bulunduğu, o kat'iyyettedir. Eğer onlar maddî ceset giyseydiler, bu şerîr insanların aynı olacaktılar. Hem eğer bu insan sûretindeki insî şeytanlar cesetlerini çıkarabilseydiler, o cinnî iblisler olacaktılar. Hattâ bu şiddetli münâsebete binâendir ki, bir mezheb-i bâtıl hükmetmiş ki, “İnsan sûretindeki gayet şerîr ervâh-ı habîse, öldükten sonra şeytan olur.”

Ma'lûmdur ki, a'lâ bir şey bozulsa, ednâ bir şeyin bozulmasından daha ziyâde bozuk olur. Meselâ, nasıl ki süt ve yoğurt bozulsalar yine yenilebilir. Yağ bozulsa yenilmez, bazen zehir gibi olur. Öyle de, mahlûkatın en mükerremi, belki en a'lâsı olan insan, eğer bozulsa, bozuk hayvandan daha ziyâde bozuk olur. Müteaffin maddelerin kokusuyla telezzüz eden haşerât gibi ve ısırmakla zehirlendirmekten lezzet alan yılanlar gibi, dalâlet bataklığındaki şerler ve habîs ahlâklar ile telezzüz ve iftihar eder ve zulmün zulümâtındaki zararlardan ve cinayetlerden lezzet alırlar, âdeta şeytanın mâhiyetine girerler. Evet, cinnî şeytanın vücûduna kat'î bir delili, insî şeytanın vücûdudur.

Sâniyen: Yirmidokuzuncu Söz’de yüzer delil-i kat'î ile rûhâni ve meleklerin vücûdunu isbât eden umum o deliller, şeytanların dahi vücûdunu isbât ederler. Bu ciheti o Söz’e havâle ediyoruz.

Sâlisen: Kâinâttaki umûr-u hayriyedeki kanunların mümessili, nâzırı hükmünde olan meleklerin vücûdu, ittifak-ı edyân ile sâbit olduğu gibi, umûr-u şerriyenin mümessilleri ve mübâşirleri ve o umûrdaki kavânînin medârları olan ervâh-ı habîse ve şeytaniye bulunması, hikmet ve hakikat noktasında kat'îdir. Belki umûr-u şerriyede zîşuûr bir perdenin bulunması daha ziyâde lâzımdır. Çünkü, Yirmiikinci Söz’ün başında denildiği gibi, herkes, herşeyin hüsn-ü hakîkisini göremediği için, zâhirî şerriyet ve noksaniyet cihetinde Hàlık-ı Zülcelâl'e karşı i'tirâz etmemek ve rahmetini ittiham etmemek ve hikmetini tenkid etmemek ve haksız şekvâ etmemek için, zâhirî bir vâsıtayı perde ederek, tâ i'tirâz ve tenkid ve şekvâ

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.