İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 89 / 456
89

İkinci Nokta

İKİNCİ NOKTA: Şeytanın mühim bir desîsesi, insana kusurunu itiraf ettirmemektir, tâ ki istiğfar ve istiâze yolunu kapasın. Hem nefs-i insaniyenin enâniyetini tahrîk edip, tâ ki nefis kendini avukat gibi müdafaa etsin, âdeta taksirattan takdis etsin.

Evet, şeytanı dinleyen bir nefis, kusurunu görmek istemez. Görse de, yüz te'vil ile te'vil ettirir. وَعَيْنُ الرِّضَا عَنْ كُلِّ عَيْبٍ كَلِيلَةٌ sırrıyla, nefsine nazar-ı rızâ ile baktığı için ayıbını görmez. Ayıbını görmediği için itiraf etmez, istiğfar etmez, istiâze etmez, şeytana maskara olur. Hazret-i Yûsuf Aleyhisselâm gibi bir peygamber-i àlîşân ﴾ وَمَٓا اُبَرِّئُ نَفْس۪ٓى اِنَّ النَّفْسَ لَاَمَّارَةٌ بِالسُّٓوءِ اِلَّا مَا رَحِمَ رَبّ۪ى ﴿ dediği hâlde, nasıl nefse i'timâd edilebilir?

Nefsini ittiham eden, kusurunu görür. Kusurunu itiraf eden, istiğfar eder. İstiğfar eden, istiâze eder. İstiâze eden, şeytanın şerrinden kurtulur. Kusurunu görmemek, o kusurdan daha büyük bir kusurdur. Ve kusurunu itiraf etmemek, büyük bir noksanlıktır. Ve kusurunu görse, o kusur kusurluktan çıkar. İtiraf etse, affa müstehak olur.

Üçüncü Nokta

ÜÇÜNCÜ NOKTA: İnsanın hayat-ı ictimâiyesini ifsad eden bir desîse-i şeytaniye şudur ki: Bir mü'minin bir tek seyyiesiyle bütün hasenâtını örter. Şeytanın bu desîsesini dinleyen insafsızlar, o mü'mine adâvet ederler. Hâlbuki, Cenâb-ı Hak, haşirde adâlet-i mutlaka ile mîzan-ı ekberinde a'mâl-i mükellefîni tarttığı zaman, hasenâtı seyyiâta gâlibiyeti, mağlûbiyeti noktasında hükmeyler. Hem seyyiâtın esbâbı çok ve vücûdları kolay olduğundan, bazen bir tek hasene ile çok seyyiâtını örter.

Demek bu dünyada o adâlet-i İlâhiye noktasında muâmele gerektir. Eğer bir adamın iyilikleri fenâlıklarına kemiyeten veya keyfiyeten ziyâde gelse, o adam muhabbete ve hürmete müstehaktır. Belki, kıymetdâr bir tek hasene ile, çok seyyiâtına nazar-ı afv ile bakmak lâzımdır. Hâlbuki, insan, fıtratındaki zulüm damarıyla, şeytanın telkiniyle, bir zâtın yüz hasenâtını bir tek seyyie yüzünden unutur, mü'min kardeşine adâvet eder, günahlara girer. Nasıl bir sinek kanadı göz üstüne bırakılsa bir dağı setreder, göstermez. Öyle de, insan, garaz damarıyla, sinek kanadı kadar bir seyyie ile dağ gibi hasenâtı örter, unutur, mü'min kardeşine adâvet eder, insanların hayat-ı ictimâiyesinde bir fesâd âleti olur.

Şeytanın bu desîsesine benzer diğer bir desîse ile, insanın selâmet-i fikrini ifsad ediyor. Hakàik-ı îmâniyeye karşı sıhhat-i muhâkemeyi bozuyor ve istikamet-i fikriyeyi ihlâl ediyor. Şöyle ki:

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.