İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 84 / 456
84

o perdelere gidip, Hàlık-ı Kerîm ve Hakîm-i Mutlaka teveccüh etmesin. Nasıl ki, vefât eden ibâdın küsmesinden Hazret-i Azrâil’i kurtarmak için hastalıkları ecele perde etmiş; öyle de, Hazret-i Azrâil’i (A.S.) kabz-ı ervâha perde edip, tâ merhametsiz tevehhüm edilen o hâletlerden gelen şekvâlar Cenâb-ı Hakk’a teveccüh etmesin. Öyle de, daha ziyâde bir kat'iyyetle, şerlerden ve fenâlıklardan gelen i'tirâz ve tenkid Hàlık-ı Zülcelâl'e teveccüh etmemek için, Hikmet-i Rabbâniye, şeytanın vücûdunu iktiza etmiştir.

Râbian: İnsan küçük bir âlem olduğu gibi, âlem dahi büyük bir insandır. Bu küçük insan o büyük insanın bir fihristesi ve hülâsasıdır. İnsanda bulunan nümûnelerin büyük asılları, insan-ı ekberde bizzarûre bulunacaktır. Meselâ, nasıl ki insanda kuvve-i hâfızanın vücûdu, âlemde Levh-i Mahfûzun vücûduna kat'î delildir; öyle de, insanda kalbin bir köşesinde lümme-i şeytaniye denilen bir âlet-i vesvese ve kuvve-i vâhimenin telkinâtıyla konuşan bir şeytânî lisân ve ifsad edilen kuvve-i vâhime küçük bir şeytan hükmüne geçtiğini ve sâhiblerinin ihtiyarına zıt ve arzusuna muhâlif hareket ettiklerini, hissen ve hadsen herkes nefsinde görmesi, âlemde büyük şeytanların vücûduna kat'î bir delildir. Ve bu lümme-i şeytaniye ve şu kuvve-i vâhime bir kulak ve bir dil olduklarından, ona üfleyen ve bunu konuşturan haricî bir şahs-ı şerîrenin vücûdunu ihsâs ederler.

On Birinci İşaret

ONBİRİNCİ İŞÂRET

Ehl-i dalâletin şerrinden kâinâtın kızdıklarını ve anâsır-ı külliyenin hiddet ettiklerini ve umum mevcûdâtın galeyâna geldiklerini, Kur'ân-ı Hakîm, mu'cizâne ifâde ediyor. Yani, kavm-i Nuh’un başına gelen tûfân ile semâvât ve arzın hücumunu ve kavm-i Semûd ve Âd’ın inkârından hava unsurunun hiddetini ve kavm-i Fir'avun’a karşı su unsurunun ve denizin galeyânını ve Karun’a karşı toprak unsurunun gayzını ve ehl-i küfre karşı âhirette ﴾ تَكَادُ تَمَيَّزُ مِنَ الْغَيْظِ ﴿ sırrıyla Cehennemin gayzını ve öfkesini ve sâir mevcûdâtın ehl-i küfür ve dalâlete karşı hiddetini gösterip ilân ederek gayet müdhiş bir tarzda ve i'câzkârâne ehl-i dalâlet ve isyanı zecrediyor.

Suâl: Ne için böyle ehemmiyetsiz insanların ehemmiyetsiz amelleri ve şahsî günahları, kâinâtın hiddetini celb ediyor?

Elcevab: Bazı risalelerde ve sâbık işâretlerde isbât edildiği gibi, küfür ve dalâlet, müdhiş bir tecâvüzdür ve umum mevcûdâtı alâkadar edecek bir cinayettir. Çünkü; hilkat-i kâinâtın bir netice-i a'zamı, ubûdiyet-i insaniyedir ve Rubûbiyet-i İlâhiyeye karşı îmân ve itâatle mukàbeledir. Hâlbuki ehl-i küfür ve dalâlet ise, küfürdeki inkârıyla,

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.