İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 54 / 456
54

Hem bu kâinâtı bu kadar mu'cizât-ı san'atla tezyîn eden o Zât-ı Hakîm-i Zülcelâl, elbette, bilbedâhe, zîşuûrlar içinde en mümtâz birisini Kendine muhâtab ve tercümân ve ibâdına mübelliğ ve imâm yapacaktır. Hem bu kâinâtı had ve hesaba gelmez tecelliyât-ı cemâl ve kemâlâtına mazhar eden o Zât-ı Cemîl-i Zülkemâl, elbette, bilbedâhe, sevdiği ve izhârını istediği cemâl ve kemâl ve esmâ ve san'atının en câmi' ve en mükemmel mikyâs ve medârı olan bir zâta, herhalde en ekmel bir vaziyet-i ubûdiyeti verecek ve onun vaziyetini sâirlerine nümûne-i imtisal edip herkesi onun ittibâ'ına sevk edecek. Tâ ki o güzel vaziyeti başkalarında da görünsün.

Elhâsıl: Muhabbetullâh, Sünnet-i Seniyenin ittibâ'ını istilzam edip intac ediyor. Ne mutlu o kimseye ki, Sünnet-i Seniyeye ittibâ'ından hissesi ziyâde ola. Veyl o kimseye ki, Sünnet-i Seniyeyi takdir etmeyip bid'alara giriyor.

Altıncı Nükte

ALTINCI NÜKTE

Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm fermân etmiş:

كُلُّ بِدْعَةٍ ضَلَالَةٌ وَكُلُّ ضَلَالَةٍ فِي النَّارِ Yani; ﴾   اَلْيَوْمَ اَكْمَلْتُ لَكُمْ د۪ينَكُمْ ﴿ sırrı ile, kavâid-i Şerîat-ı Garrâ ve desâtir-i Sünnet-i Seniye tamam ve kemâlini bulduktan sonra, yeni icâdlarla o düsturları beğenmemek veyâhut –hâşâ ve kellâ!– nâkıs görmek hissini veren bid'aları icâd etmek dalâlettir, ateştir.

Sünnet-i Seniyenin merâtibi var:

Bir kısmı vâcibdir, terk edilmez. O kısım, Şerîat-ı Garrâda tafsilâtıyla beyân edilmiş. Onlar muhkemâttır; hiçbir cihette tebeddül etmez. Bir kısmı da nevâfil nev'indendir. Nevâfil kısmı da iki kısımdır:

Bir kısım, ibâdete tâbi Sünnet-i Seniye kısımlarıdır. Onlar dahi Şerîat kitaplarında beyân edilmiş; onların tağyîri bid'attır. Diğer kısmı, “âdâb” tâbir ediliyor ki, Siyer-i Seniye kitaplarında zikredilmiş. Onlara muhâlefete bid'a denilmez; fakat âdâb-ı Nebevîye bir nev'i muhâlefettir ve onların nurundan ve o hakîki edebden istifade etmemektir. Bu kısım ise, örf ve âdât, muâmelât-ı fıtriyede Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın tevâtürle ma'lûm olan harekâtına ittibâ' etmektir. Meselâ söylemek âdâbını gösteren ve yemek ve içmek ve yatmak gibi hâlâtın âdâbının düsturlarını beyân eden ve muâşerete taalluk eden çok Sünnet-i Seniyeler var. Bu nev'i sünnetlere “âdâb” tâbir edilir. Fakat o âdâba ittibâ' eden, âdâtını ibâdete çevirir. O âdâbdan mühim bir feyz alır. En küçük bir âdâbın mürâatı, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ı tahattur ettiriyor, kalbe bir nur veriyor.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.