İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 73 / 456
73

Ey ehl-i îmân! Bu müdhiş düşmanlarınıza karşı zırhınız, Kur'ân tezgâhında yapılan takvâdır. Ve siperiniz, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın Sünnet-i Seniyesidir. Ve silâhınız, istiâze ve istiğfar ve hıfz-ı İlâhiyeye ilticâdır.

Üçüncü İşaret

ÜÇÜNCÜ İŞÂRET

Suâl: Kur'ân-ı Hakîmde ehl-i dalâlete karşı azîm şekvâları ve kesretli tahşîdâtı ve çok şiddetli tehdidâtı, aklın zâhirine göre, adâletli ve münâsebetli belâğatına ve üslûbundaki îtidâline ve istikametine münâsib düşmüyor. Âdeta âciz bir adama karşı, orduları tahşid ediyor. Ve onun cüz'î bir hareketi için, binler cinayet etmiş gibi tehdid ediyor. Ve müflis ve mülkte hiç hissesi olmadığı hâlde, mütecâviz bir şerîk gibi mevki verip ondan şekvâ ediyor. Bunun sırrı ve hikmeti nedir?

Elcevab: Onun sır ve hikmeti şudur ki: Şeytanlar ve şeytanlara uyanlar, dalâlete sülûk ettikleri için, küçük bir hareketle çok tahribât yapabilirler. Ve çok mahlûkatın hukukuna, az bir fiil ile çok hasâret veriyorlar.

Nasıl ki, bir sultanın büyük bir ticâret gemisinde, bir adam az bir hareketle, belki küçük bir vazifeyi terk etmekle, o gemiyle alâkadar bütün vazifedârların semere-i sa'ylerinin ve netice-i amellerinin mahvına ve ibtaline sebebiyet verdiği için, o geminin sâhib-i zîşanı, o âsîden, o gemiyle alâkadar olan bütün raiyetinin hesabına azîm şikâyetler edip dehşetli tehdid ediyor. Ve onun o cüz'î hareketini değil, belki o hareketin müdhiş neticelerini nazara alarak ve sâhib-i zîşanın zâtına değil, belki raiyetinin hukuku nâmına dehşetli bir cezaya çarpar.

Öyle de, Sultan-ı Ezel ve Ebed dahi, küre-i arz gemisinde ehl-i hidayetle beraber bulunan, ehl-i dalâlet olan hizbü'ş-şeytanın zâhiren cüz'î hatîâtlarıyla ve isyanlarıyla pek çok mahlûkatın hukukuna tecâvüz ettikleri ve mevcûdâtın vezâif-i àliyelerinin neticelerinin ibtal etmesine sebebiyet verdikleri için, onlardan azîm şikâyet ve dehşetli tehdidât ve tahribâtlarına karşı mühim tahşidât etmek, ayn-ı belâğat içinde mahz-ı hikmettir ve gayet münâsib ve muvâfıktır. Ve mutâbık-ı muktezâ-yı hâldir ki, belâğatın ta'rifidir ve esâsıdır. Ve isrâf-ı kelâm olan mübâlağadan münezzehtir.

Ma'lûmdur ki, böyle az bir hareketle çok tahribât yapan dehşetli düşmanlara karşı gayet metîn bir kaleye ilticâ etmeyen, çok perîşan olur. İşte, ey ehl-i îmân! O çelik ve semâvî kale, Kur'ân’dır. İçine gir, kurtul.

Dördüncü İşaret

DÖRDÜNCÜ İŞÂRET

Adem, şerr-i mahz, ve vücûd hayr-ı mahz olduğunu, ehl-i tahkîk ve ashâb-ı keşf ittifak etmişler. Evet, ekseriyet-i mutlaka ile, hayır ve mehâsin

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.