“İmâm sizin yanınızda durdu, ne yaptı?”
Herbirisi dedi:
“Bana bir altın verdi.” O Sahâbe dedi: “Fesübhânallâh! çarşı içinde kırk para için böyle münâkaşa etsin de, sonra hânesinde iki yüz kuruşu kimseye sezdirmeden, kemâl-i rızâ-yı nefisle versin!” diye düşündü. Gitti, Hazret-i Abdullâh İbn-i Ömer’i gördü, dedi:
“Yâ imâm! Bu müşkülümü hallet. Sen çarşıda böyle yaptın. Hânende de şöyle yapmışsın.”
Ona cevaben dedi ki:
“Çarşıdaki vaziyet iktisaddan ve kemâl-i akıldan ve alışverişin esâsı ve rûhu olan emniyetin, sadâkatin muhâfazasından gelmiş bir hâlettir, hısset değildir. Hânemdeki vaziyet, kalbin şefkatinden ve rûhun kemâlinden gelmiş bir hâlettir. Ne o hıssettir ve ne de bu isrâftır.”
İmâm-ı A'zam, bu sırra bir işâret olarak, لَا اِسْرَافَ فِي الْخَيْرِ كَمَا لَا خَيْرَ فِي الْاِسْرَافِ demiş. Yani, “Hayırda ve ihsânda –fakat müstehak olanlara– isrâf olmadığı gibi, isrâfta da hiçbir hayır yoktur.”
Yedinci Nükte
YEDİNCİ NÜKTE
İsrâf, hırsı intac eder. Hırs üç neticeyi verir:
Birincisi
BİRİNCİSİ: Kanâatsizliktir. Kanâatsizlik ise sa'ye, çalışmaya şevki kırar. Şükür yerine şekvâ ettirir, tenbelliğe atar. Ve meşrû, helâl, az malı (Hâşiye) [^2] terk edip, gayr-ı meşrû, külfetsiz bir malı arar. Ve o yolda izzetini, belki haysiyetini fedâ eder.
[^2]:(Hâşiye) İktisadsızlık yüzünden müstehlikler çoğalır, müstahsiller azalır. Herkes gözünü hükûmet kapısına diker. O vakit hayat-ı ictimâiyenin medârı olan "San'at, ticâret, zirâat" tenâkus eder. O millet de tedennî edip sukùt eder. Fakir düşer.
Hırsın İkinci Neticesi
HIRSIN İKİNCİ NETİCESİ: Haybet ve hasârettir. Maksûdunu kaçırmak ve istiskàle ma'rûz kalıp, teshîlât ve muâvenetten mahrum kalmak; hattâ, اَلْحَرِيصُ خَائِبٌ خَاِسرٌ yani, “Hırs, hasâret ve muvaffakıyetsizliğin sebebidir.” olan darb-ı mesele mâsadak olur.
Hırs ve kanâatin te'sirâtı, zîhayat âleminde gayet geniş bir düstur ile cereyan ediyor.
Ezcümle: Rızka muhtaç ağaçların fıtrî kanâatleri, onların rızkını onlara koşturduğu gibi, hayvanatın hırs ile meşakkat ve noksaniyet içinde
