İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 22 / 456
22

Cenneti gören ve zeminden gökteki melâikeleri müşâhede eden ve zaman-ı Âdem’den beri mâzi zulümâtının perdeleri içinde gizlenmiş hâdisâtı gören, hattâ, Zât-ı Zülcelâl’in rü'yetine mazhar olan nazar-ı nurânîsi, çeşm-i istikbâl-bînîsi, elbette Hazret-i Hasan ve Hüseyin’in arkalarında teselsül eden aktâb ve eimme-i verese ve mehdileri görmüş ve onların umumu nâmına başlarını öpmüş. Evet, Hazret-i Hasan’ın (R.A.) başını öpmesinden Şah-ı Geylânî’nin hisse-i azîmesi var.

Üçüncü Nükte

ÜÇÜNCÜ NÜKTE

﴾ اِلَّا الْمَوَدَّةَ ف۪ي الْقُرْبٰى ﴿ âyetinin bir kavle göre mânâsı: “Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, vazife-i Risaletin icrasına mukâbil ücret istemez; yalnız Âl-i Beyt’ine meveddeti istiyor.

Eğer denilse: “Bu mânâya göre, karâbet-i nesliye cihetinden gelen bir fayda gözetilmiş görünüyor. Hâlbuki, ﴾   اِنَّ اَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللّٰهِ اَتْقٰيكُمْ  ﴿ sırrına binâen, karâbet-i nesliye değil, belki Kurbiyet-i İlâhiye noktasında vazife-i Risalet cereyan ediyor.”

Elcevab: Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, gayb-âşinâ nazarıyla görmüş ki, Âl-i Beyt’i, Âlem-i İslâm içinde bir şecere-i nurâniye hükmüne geçecek. Âlem-i İslâmın bütün tabakàtında, kemâlât-ı insaniye dersinde rehberlik ve mürşidlik vazifesini görecek zâtlar, ekseriyet-i mutlaka ile, Âl-i Beyt’ten çıkacak. Teşehhüddeki, ümmetin “Âl” hakkındaki duâsı ki,

اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعلَى آلِ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ كَمَا صَلَّيْتَ علَى اِبْرَاهِيمَ وَعلَى آلِ اِبْرَاهِيمَ اِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ

dir, makbûl olacağını keşfetmiş. Yani, nasıl ki millet-i İbrahimiyede ekseriyet-i mutlaka ile nurânî rehberler Hazret-i İbrahim’in (A.S.) âlinden, neslinden olan enbiyâ olduğu gibi; Ümmet-i Muhammediyede de, (A.S.M.) vezâif-i azîme-i İslâmiyette ve ekser turuk ve mesâlikinde, enbiyâ-i Benî İsrail gibi, Aktâb-ı Âl-i Beyt-i Muhammediyeyi (A.S.M.) görmüş. Onun için, ﴾ قُلْ لَٓا اَسْئَلُكُمْ عَلَيْهِ اَجْرًا اِلَّا الْمَوَدَّةَ ف۪ي الْقُرْبٰى ﴿ demesiyle emrolunarak, Âl-i Beyt’e karşı ümmetin meveddetini istemiş.

Bu hakikati te'yid eden mükerrer rivâyetlerde fermân etmiş: “Size iki şey bırakıyorum, onlara temessük etseniz necât bulursunuz; biri, Kitabullâh; biri, Âl-i Beyt’im.” Çünkü, Sünnet-i Seniyenin menba'ı ve muhâfızı ve her cihetle iltizam etmesiyle mükellef olan, Âl-i Beyt’tir.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.