İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 221 / 456
221

Evet, nasıl ki şükür ni'meti ziyâdeleştirir; öyle de, şekvâ, hastalığı, musîbeti tezyîd eder.

Hem merakın kendisi de bir hastalıktır. Onun ilâcı hastalığın hikmetini bilmektir. Mâdem hikmetini, faydasını bildin; o merhemi meraka sür, kurtul. “Ah!” yerine “Oh!” de; “Vâ-esefâ!” yerine “Elhamdülillâhi alâ külli hâl” söyle.

On Birinci Devâ

ONBİRİNCİ DEVÂ

Ey sabırsız hasta kardeş! Hastalık, hazır bir elemi sana vermekle beraber, evvelki hastalığından bugüne kadar, o hastalığın zevâlindeki bir lezzet-i maneviye ve sevâbındaki bir lezzet-i rûhiye veriyor. Bugünden, belki bu saatten sonraki zamanda hastalık yok; elbette yoktan elem yok. Elem olmazsa teessür olamaz. Sen yanlış bir sûrette tevehhüm ettiğin için sabırsızlık geliyor.

Çünkü, bugünden evvel bütün hastalık zamanının maddîsi gitmekle elemi de beraber gitmiş, kendindeki sevâbı ve zevâlindeki lezzet kalmış. Sana kâr ve sürûr vermek lâzım gelirken, onları düşünüp müteellim olmak ve sabırsızlık etmek divâneliktir. Gelecek günler daha gelmemişler. Onları şimdiden düşünüp, yok bir günde, yok olan bir hastalıktan, yok olan bir elemden tevehhüm ile düşünüp müteellim olmak, sabırsızlık göstermekle, üç mertebe yok yoğa vücûd rengi vermek divânelik değil de nedir?

Mâdem bu saatten evvelki hastalık zamanları ise sürûr veriyor. Ve mâdem, yine bu saatten sonraki zaman ma'dûm, hastalık ma'dûm, elem ma'dûmdur. Sen, Cenâb-ı Hakk’ın sana verdiği bütün sabır kuvvetini böyle sağa sola dağıtma; bu saatteki eleme karşı tahşid et, “Yâ Sabûr!” de, dayan.

On İkinci Devâ

ONİKİNCİ DEVÂ

Ey hastalık sebebiyle ibâdet ve evrâdından mahrum kalan ve o mahrumiyetten teessüf eden hasta! Bil ki, hadîsçe sâbittir ki, “Müttakì bir mü'min, hastalık sebebiyle yapamadığı dâimî virdinin sevâbını, hastalık zamanında yine kazanır.” Farzı mümkün olduğu kadar yerine getiren bir hasta, sabır ve tevekkül ile ve farzlarını yerine getirmekle, o ağır hastalık zamanında sâir sünnetlerin yerini, hem hàlis bir sûrette, hastalık tutar.

Hem hastalık, insandaki aczini, zaafını ihsâs eder. O aczin lisânıyla ve zaafın diliyle, hâlen ve kàlen bir duâ ettirir. Cenâb-ı Hak insana hadsiz bir acz ve nihâyetsiz bir za'f vermiş, tâ ki; dâimî bir sûrette dergâh-ı İlâhiyeye ilticâ edip niyâz etsin, duâ etsin.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.