İşte, kabrime girdim, kefenime sarıldım. Teşyîciler beni bırakıp gittiler. Senin afv ü rahmetini intizar ediyorum. Ve bilmüşâhede gördüm ki, Senden başka melce' ve mence' yok. Günahların çirkin yüzünden ve ma'siyetin vahşî şeklinden ve o mekânın darlığından, bütün kuvvetimle nidâ edip diyorum:
“El-amân! El-amân! Yâ Rahmân! Yâ Hannân! Yâ Mennân! Yâ Deyyân! Beni çirkin günahlarımın arkadaşlıklarından kurtar! Yerimi genişlettir! İlâhî! Senin rahmetin melce'imdir ve Rahmeten li'l-âlemîn olan Habîbin, Senin rahmetine yetişmek için vesilemdir. Senden şekvâ değil, belki nefsimi ve hâlimi Sana şekvâ ediyorum.”
“Ey Hàlık-ı Kerîmim ve ey Rabb-i Rahîmim! Senin Said ismindeki mahlûkun ve masnû'un ve abdin, hem âsî, hem âciz, hem gâfil, hem câhil, hem alîl, hem zelîl, hem müsî', hem müsinn, hem şakì, hem seyyidinden kaçmış bir köle olduğu hâlde, kırk sene sonra nedâmet edip Senin dergâhına avdet etmek istiyor. Senin rahmetine ilticâ ediyor. Hadsiz günah ve hatîâtlarını itiraf ediyor. Evhâm ve türlü türlü illetlerle mübtelâ olmuş, Sana tazarru ve niyâz eder. Eğer kemâl-i rahmetinle onu kabûl etsen, mağfiret edip rahmet etsen, zâten o Senin şânındır. Çünkü Erhamürrâhimînsin. Eğer kabûl etmezsen, Senin kapından başka hangi kapıya gideyim? Hangi kapı var? Senden başka Rab yok ki dergâhına gidilsin. Senden başka hak Ma'bûd yoktur ki ona ilticâ edilsin!”
لَٓااِلٰهَاِلَّااَنْتَ وَحْدَكَ لَا شَرِيكَ لَكَ آخِرُ الْكَلَامِ فِي الدُّنْيَا وَ اَوَّلُ الْكَلَامِ فِي الْآخِرَةِ وَفِي الْقَبْرِ: اَشْهَدُ اَنْ لَٓااِلٰهَاِلَّااللّٰهُ وَ اَشْهَدُ اَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ تَعَالٰى عَلَيْهِ وَسَلَّمَ
On Üçüncü Nota
ONÜÇÜNCÜ NOTA
Medâr-ı iltibas olmuş olan Beş Mes'eledir.
Birincisi
BİRİNCİSİ: Tarîk-ı hakta çalışan ve mücâhede edenler, yalnız kendi vazifelerini düşünmek lâzım gelirken, Cenâb-ı Hakk’a ait vazifeyi düşünüp, harekâtını ona bina ederek hatâya düşerler. Edebü'd-Din Ve'd-Dünya Risalesinde vardır ki: Bir zaman şeytan, Hazret-i İsâ Aleyhisselâm’a i'tirâz edip demiş ki: “Mâdem ecel ve herşey kader-i İlâhî iledir; sen kendini bu yüksek yerden at, bak nasıl öleceksin.” Hazret-i İsâ Aleyhisselâm demiş ki:
اِنَّ لِلّٰهِ اَنْ يَخْتَبِرَ عَبْدَهُ وَلَيْسَ لِلْعَبْدِ اَنْ يَخْتَبِرَ رَبَّهُ Yani, “Cenâb-ı Hakk abdini tecrübe eder ve der ki: ‘Sen böyle yapsan sana böyle yaparım.
