İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 147 / 456
147

O üç arkadaşım, gerçi müstakîm ve iktisadı takdir edenlerdendi. Fakat, her ne ise, birbirine ikram etmek ve herbiri ötekinin nefsini okşamak ve kendi nefsine tercih etmek olan, bir cihette ulvî bir haslet ile, iktisadı unuttular. Üç gecede iki buçuk okka balı bitirdiler. Ben gülerek dedim:

“Sizi, otuz kırk gün, o bal ile tatlandıracaktım. Siz otuz günü üçe indirdiniz. Âfiyet olsun!” dedim. Fakat ben, kendi o bir okka balımı iktisad ile sarf ettim. Bütün Şâbân ve Ramazan’da hem ben yedim, hem, Lillâhi'l-Hamd, o kardeşlerimin herbirisine iftar vaktinde birer kaşık (Hâşiye) [^1] verip, mühim sevâba medâr oldu.

[^1]:(Hâşiye) Yani, büyükçe bir çay kaşığı iledir.

Benim hâlimi görenler, o vaziyetimi belki hısset telâkki etmişlerdir. Öteki kardeşlerimin üç gecelik vaziyetlerini bir civanmerdlik telâkki edebilirler. Fakat, hakikat noktasında, o zâhirî hısset altında ulvî bir izzet ve büyük bir bereket ve yüksek bir sevâb gizlendiğini gördük. Ve o civanmerdlik ve isrâf altında, eğer vazgeçilmese idi, bir dilencilik ve gayrın eline tama'kârâne ve muntazırâne bakmak gibi, hıssetten çok aşağı bir hâleti netice verir idi.

Altıncı Nükte

ALTINCI NÜKTE

İktisad ve hıssetin çok farkı var. Tevâzu', nasıl ki ahlâk-ı seyyieden olan tezellülden ma'nen ayrı ve sûreten benzer bir haslet-i memdûhadır. Ve vakar, nasıl ki kötü hasletlerden olan tekebbürden ma'nen ayrı ve sûreten benzer bir haslet-i memdûhadır. Öyle de, ahlâk-ı àliye-i Peygamberiyeden olan ve belki kâinâttaki nizâm-ı Hikmet-i İlâhiyenin medârlarından olan iktisad ise, sefillik ve bahillik ve tama'kârlık ve hırsın bir halîtası olan hısset ile hiç münâsebeti yok. Yalnız sûreten bir benzeyiş var. Bu hakikati te'yid eden bir vâkıa:

Sahâbenin Abâdile-i Seb'a-i meşhûresinden olan Abdullâh İbn-i Ömer Hazretleri ki, Halife-i Resûlullâh olan Fâruk-u A'zam Hazret-i Ömer’in (R.A.) en mühim ve büyük mahdûmu ve sahâbe âlimlerinin içinde en mümtâzlarından olan o zât-ı mübârek çarşı içinde, alışverişte, kırk paralık bir mes'eleden iktisad için ve ticâretin medârı olan emniyet ve istikameti muhâfaza için şiddetli münâkaşa etmiş. Bir sahâbe ona bakmış, rû-yi zeminin halife-i zîşanı olan Hazret-i Ömer’in mahdûmunun kırk para için münâkaşasını acîb bir hısset tevehhüm ederek, o imâmın arkasına düşüp, ahvâlini anlamak ister. Baktı ki, Hazret-i Abdullâh hâne-i mübârekine girdi. Kapıda bir fakir adam gördü. Bir parça eğlendi, ayrıldı, gitti. Sonra hânesinin ikinci kapısından çıktı, diğer bir fakiri orada da gördü. Onun yanında da bir parça eğlendi, ayrıldı, gitti. Uzaktan bakan sahâbe merak etti. Gitti, o fakirlere sordu:

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.