اَلْخَيْرُ فِيمَا اخْتَارَهُ اللّٰهُ ﴿ عَسٰٓى اَنْ تَكْرَهُوا شَيْئًا وَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ ﴾
sırrıyla ihtiyarlığıma merhameten ve hizmet-i îmâniyede daha ziyâde çalıştırmak için, ihtiyar ve kudretimizin haricinde bu üçüncü Medrese-i Yûsufiyede vazife verildi.
Evet, inâyet-i İlâhiye, ihtiyarlığıma merhameten, kuvvetli ve gizli düşmanı bulunmayan gençliğime mahsûs olan mağaralarımı, hapishânenin tecrid-i münferid menzillerine çevirmesinde üç hikmet ve Hizmet-i Nuriyeye üç ehemmiyetli faydası var:
Birinci Hikmet ve Faide
BİRİNCİ HİKMET VE FÂİDE: Nur talebelerinin bu zamanda toplanmaları, zararsız olarak, Medrese-i Yûsufiyede olur. Ve birbirini görüp sohbet etmek, hàriçte masraflı ve şübheli olur. Hattâ benimle görüşmek için bazıları kırk elli lirayı sarf ederek gelip, ya yirmi dakika veya hiç görüşmeden döner, giderdi. Ben bazı kardeşlerimi yakından görmek için hapsin zahmetini severek kabûl ederdim. Demek hapis bizim için bir ni'mettir, bir rahmettir.
İkinci Hikmet ve Faide
İKİNCİ HİKMET VE FÂİDE: Bu zamanda Nurlarla hizmet-i îmâniye her tarafta ilânatla ve muhtaç olanların nazar-ı dikkatlerini celb etmekle olur. İşte, hapsimizle, Nurlara nazar-ı dikkat celb olunur, bir ilânat hükmüne geçer. En ziyâde muannid veya muhtaç olanlar onu bulur, îmânını kurtarır ve inâdı kırılır, tehlikeden kurtulur ve Nur’un dershânesi genişlenir.
Üçüncü Hikmet ve Faide
ÜÇÜNCÜ HİKMET VE FÂİDE: Hapse giren Nur talebeleri birbirinin hâllerinden, seciyelerinden, ihlâs ve fedâkârlıklarından ders almalarıyla beraber, Nurlar hizmetinde dünyevî menfaatleri daha aramazlar.
Evet, Medrese-i Yûsufiyede, çok emârelerle, her sıkıntı ve zahmetin on, belki yüz misli maddî ve manevî fâideler ve güzel neticeler ve îmâna geniş ve hàlis hizmetler, gözleriyle gördüklerinden, tam ihlâsa muvaffak olurlar, daha cüz'i ve hususî menfaatlere tenezzül etmezler.
Bu çilehânelerin bana mahsûs bir letâfeti ve hazîn, fakat tatlı bir vaziyeti var. Şöyle ki:
Ben gençlik zamanında bizim memlekette gördüğüm eski medresenin aynı vaziyetini görüyorum. Çünkü, vilâyât-ı şarkıyede eski âdet medrese talebelerinin bir kısmının ta'yinâtları dışarıdan geliyordu. Ve bazı medreseler, içinde pişiriyorlardı. Ve daha kaç cihette bu çilehâneye benziyorlardı. Ben de lezzetli bir tahassür içinde buraya baktıkça, o eski gençlik ve şirin zamana hayâlen gidiyorum ve ihtiyarlık vaziyetlerini unutuyorum. ∗∗∗
