İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 344 / 456
344

Hem anla ki, bu hayat mâdem kâinâtın en büyük neticesi ve en azametli gayesi ve en kıymetdâr meyvesidir; elbette bu hayatın dahi kâinât kadar büyük bir gayesi, azametli bir neticesi bulunmak gerektir. Çünkü ağacın neticesi meyve olduğu gibi, meyvenin de çekirdeği vâsıtasıyla neticesi, gelecek bir ağaçtır. Evet, bu hayatın gayesi ve neticesi hayat-ı ebediye olduğu gibi bir meyvesi de, hayatı veren Zât-ı Hayy ve Muhyî’ye karşı şükür ve ibâdet ve hamd ve muhabbettir ki, bu şükür ve muhabbet ve hamd ve ibâdet ise, hayatın meyvesi olduğu gibi, kâinâtın gayesidir.

Ve bundan anla ki, bu hayatın gayesini “Rahatça yaşamak ve gafletli lezzetlenmek ve heveskârâne ni'metlenmektir” diyenler, gayet çirkin bir cehâletle, münkirâne, belki de kâfirâne, bu pek çok kıymetdâr olan hayat ni'metini ve şuûr hediyesini ve akıl ihsânını istihfaf ve tahkîr edip, dehşetli bir küfran-ı ni'met ederler.

İkinci Remiz

İKİNCİ REMİZ: İsm-i Hayyın bir cilve-i a'zamı ve ism-i Muhyî’nin bir tecellî-i eltafı olan bu hayatın Birinci Remizdeki fihristesi, zikredilen bütün mertebeleri ve vasıfları ve vazifeleri beyân etmek, o vasıflar adedince risaleler yazmak lâzım geldiğinden, Risale-i Nur’un eczâlarında o vasıfların, o mertebelerin, o vazifelerin bir kısmı izâh edildiğinden, kısmen tafsilâtı, Risale-i Nur’a havâle edip, burada birkaç tanesine muhtasaran işâret edeceğiz.

İşte, hayatın yirmi dokuz hàssalarından yirmiüçüncü hàssasında şöyle denilmiştir ki: Hayatın iki yüzü de şeffâf, kirsiz olduğundan, esbâb-ı zâhiriye, ondaki tasarrufât-ı kudret-i Rabbâniyeye perde edilmemiştir.

Evet, bu hàssanın sırrı şudur ki: Kâinâtta gerçi herşeyde bir güzellik ve iyilik ve hayır vardır. Ve şer ve çirkinlik gayet cüz'îdir ve vâhid-i kıyâsîdirler ki, güzellik ve iyilik mertebelerini ve hakikatlerinin tekessürünü ve taaddüdünü göstermek cihetiyle, o şer ise hayır ve o kubh dahi hüsün olur. Fakat zîşuûrların nazar-ı zâhirîsinde görünen zâhirî çirkinlik ve fenâlık ve belâ ve musîbetten gelen küsmekler ve şekvâlar Zât-ı Hayy-ı Kayyûmâ teveccüh etmemek için, hem aklın zâhirî nazarında habîs, pis görünen şeylerde, kudsî, münezzeh olan Kudretin bizzat ve perdesiz onlar ile mübâşereti, Kudretin izzetine münâfî gelmemek için, zâhirî esbâblar o Kudretin tasarrufâtına perde edilmişler. O esbâb ise icâd edemiyorlar; belki haksız olan şekvâlara ve i'tirâzlara hedef olmak ve izzet ve kudsiyet ve münezzehiyet-i Kudreti muhâfaza içindirler.

Yirmiikinci Sözün İkinci Makamının Mukaddimesinde beyân edildiği gibi, Hazret-i Azrâil (A.S.), kabz-ı ervâh vazifesi hususunda Cenâb-ı Hakk’a münâcât etmiş, demiş: “Senin kulların benden küsecekler.” Cevaben ona denilmiş: “Senin vazifen ile vefât edenlerin ortasında hastalıklar

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.