İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 368 / 456
368

#### İkinci Meselesi

Beşinci Şuâ’nın İkinci Mes'elesi: Kâinâta tecellî eden Kayyûmiyetin cilvesi, Vâhidiyet ve Celâl noktasında olduğu gibi, kâinâtın merkezi ve medârı ve zîşuûr meyvesi olan insanda dahi, Kayyûmiyetin cilvesi, Ehadiyet ve Cemâl noktasında tezâhürü var. Yani, nasıl ki kâinât sırr-ı Kayyûmiyetle kàimdir; öyle de, ism-i Kayyûmun mazhar-ı ekmeli olan insan ile, bir cihette kâinât kıyâm bulur. Yani, kâinâtın ekser hikmetleri, maslahatları, gayeleri insana baktığı için, güyâ insandaki cilve-i Kayyûmiyet, kâinâta bir direktir.

Evet, Zât-ı Hayy-ı Kayyûm, bu kâinâtta insanı irâde etmiş ve kâinâtı onun için yaratmış denilebilir. Çünkü insan, câmiiyet-i tâmme ile bütün esmâ-i İlâhiyeyi anlar, zevk eder. Hususan rızıktaki zevk cihetiyle pek çok Esmâ-i Hüsnâyı anlar. Hâlbuki melâikeler onları o zevk ile bilemezler.

İşte, insanın bu ehemmiyetli câmiiyetidir ki, Zât-ı Hayy-ı Kayyûm, insana, bütün esmâsını ihsâs etmek ve bütün envâ'-ı ihsânatını tattırmak için öyle iştihâlı bir mide vermiş ki, o midenin geniş sofrasını hadsiz envâ'-ı mat'ûmâtıyla kerîmâne doldurmuş.

Hem bu maddî mide gibi hayat ı da bir mide yapmış. O hayat midesine duygular, eller hükmünde gayet geniş bir sofra-i ni'met açmış. O hayat ise, duyguları vâsıtasıyla, o sofra-i ni'metten her çeşit istifadeler ile, teşekkürâtın her nev'ini yapar.

Ve bu hayat midesinden sonra, bir insaniyet midesini vermiş ki, o mide, hayattan daha geniş bir dâirede rızık ve ni'met ister. Akıl ve fikir ve hayâl, o midenin elleri hükmünde, semâvât ve zemin genişliğinde o sofra-i rahmetten istifade edip şükreder.

Ve insaniyet midesinden sonra, hadsiz geniş diğer bir sofra-i ni'met açmak için, İslâmiyet ve îmân akîdeleri ni, çok rızık ister bir manevî mide hükmüne getirip, onun rızık sofrasının dâiresini mümkinât dâiresinin haricinde genişletip, esmâ-i İlâhiyeyi de içine alır kılmıştır ki, o mide ile ism-i Rahmânı ve ism-i Hakîmi en büyük bir zevk-i rızkî ile hisseder, “Elhamdülillâhi alâ Rahmâniyetihî ve alâ Hakîmiyetihî” der. Ve hâkezâ, bu manevî mide-i kübrâ ile hadsiz ni'met-i İlâhiyeden istifade edebilir. Ve bilhassa o midedeki muhabbet-i İlâhiye zevkinin daha başka bir dâiresi var...

İşte, Zât-ı Hayy-ı Kayyûm, insanı bütün kâinâta bir merkez, bir medâr yaparak, kâinât kadar geniş bir sofra-i ni'met insana açtığının ve kâinâtı insana musahhar ettiğinin ve kâinâtın insan ile mazhar olduğu sırr-ı Kayyûmiyetle bir cihette kàim olduğunun hikmeti ise, insanın mühim üç vazifesidir:

#### Birincisi

Birincisi: Kâinâtta münteşir bütün envâ'-ı ni'meti insanla tanzim etmek. Ve insanın menfaati ipiyle tesbih taneleri gibi tanzim eder, ni'metlerin

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.