Altıncı Devâ
ALTINCI DEVÂ (Hâşiye) [^2]
[^2]:(Hâşiye) Fıtrî bir sûrette bu Lem'a tahattur ettiğinden, altıncı mertebede iki devâ yazılmış. Fıtrîliğine ilişmemek için öylece bıraktık; belki bir sır vardır diye değiştirmedik.
Ey dünya zevkini düşünüp hastalıktan ızdırâb çeken kardeşim! Bu dünya eğer dâimî olsaydı ve yolumuzda ölüm olmasaydı ve firâk ve zevâlin rüzgârları esmeseydi ve musîbetli, fırtınalı istikbâlde manevî kış mevsimleri olmasaydı, ben de seninle beraber senin hâline acıyacaktım. Fakat mâdem dünya birgün bize “Haydi, dışarı!” diyecek, feryâdımızdan kulağını kapayacak; o bizi dışarı kovmadan, biz bu hastalıklar îkazâtıyla şimdiden onun aşkından vazgeçmeliyiz. O bizi terketmeden, kalben onu terke çalışmalıyız.
Evet, hastalık bu mânâyı bize ihtar edip der ki: “Senin vücûdun taştan, demirden değildir. Belki dâima ayrılmağa müsâid muhtelif maddelerden terkîb edilmiştir. Gururu bırak, aczini anla, mâlikini tanı, vazifeni bil, dünyaya ne için geldiğini öğren.” Kalbin kulağına gizli ihtar ediyor.
Hem mâdem dünyanın zevki, lezzeti devam etmiyor; hususan meşrû olmazsa hem devamsız, hem elemli, hem günahlı oluyor. O zevki kaybettiğinden hastalık bahânesiyle ağlama; bil'akis hastalıktaki manevî ibâdet ve uhrevî sevâb cihetini düşün, zevk almaya çalış.
Yedinci Devâ
YEDİNCİ DEVÂ
Ey sıhhatinin lezzetini kaybeden hasta! Senin hastalığın, sıhhatteki ni'met-i İlâhiyenin lezzetini kaçırmıyor, bil'akis tattırıyor, ziyâdeleştiriyor. Çünkü bir şey devam etse te'sirini kaybeder. Hattâ ehl-i hakikat müttefikan diyorlar ki:
اِنَّمَا الْاَشْيَاءُ تُعْرَفُ بِاَضْدَادِهَا Yani, “Herşey zıddıyla bilinir.”
Meselâ, karanlık olmazsa ışık bilinmez, lezzetsiz kalır. Soğuk olmazsa harâret anlaşılmaz, zevksiz kalır. Açlık olmazsa yemek lezzet vermez. Mide harâreti olmazsa, su içmesi zevk vermez. İllet olmazsa âfiyet zevksizdir. Maraz olmazsa sıhhat lezzetsizdir.
Mâdem Fâtır-ı Hakîm insana her çeşit ihsânını ihsâs etmek ve herbir nev'i ni'metini tattırmak ve insanı dâima şükre sevk etmek istediğini, şu kâinâtta çeşit çeşit, hadsiz envâ'-ı ni'meti tadacak, tanıyacak derecede, gayet çok cihâzât ile insanı techiz etmesi gösteriyor ki, elbette sıhhat ve âfiyeti verdiği gibi, hastalıkları, illetleri, dertleri de verecektir.
Senden soruyorum: “Bu hastalık senin başında veya elinde veya midende olmasaydı, sen başın, elin, midenin sıhhatindeki lezzetli,
