İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 124 / 456
124

Bu hakikatin sırrı şudur ki: Nefyedenlerin da'vâları sûreten bir iken, müteaddiddir; birbiriyle ittihâd edemez ki kuvvetlensin. İsbât edicilerin da'vâları ittihâd ediyor, birbirinden kuvvet alır. Çünkü gökteki hilâl-i Ramazan’ı görmeyen der ki: “Benim nazarımda ay yoktur; benim yanımda görünmüyor.” Başkası da “Nazarımda yoktur” der. Daha başkası da öyle der. Herbiri kendi nazarında yoktur der. Herbirinin nazarları ayrı ayrı ve nazara perde olan esbâb dahi ayrı ayrı olabildiği için, da'vâları da ayrı ayrı olur, birbirine kuvvet veremez.

Fakat isbât edenler demiyor ki: “Benim nazarımda ve gözümde hilâl var.” Belki “Nefsü'l-emirde, göğün yüzünde hilâl vardır, görünür” der. Görenler bütün aynı da'vâyı ve “Nefsü'l-emirde vardır” der. Demek bütün da'vâlar birdir. Nefyedenlerin nazarları ayrı ayrı olduğundan, da'vâları da ayrı ayrı olur. Nefsü'l-emre hükmedemiyorlar. Çünkü nefsü'l-emirde nefiy isbât edilmez.

Çünkü ihâta lâzımdır. وَالْعَدَمُ الْمُطْلَقُ لَا يُثْبَتُ اِلَّا بِمُشْكِلَاتٍ عَظِيمَةٍ bir kaide-i usûldür. Evet, bir şeyi dünyada var desen, yalnız o şeyi göstermek kâfî gelir. Eğer yok deyip nefyetsen, bütün dünyayı eleyip göstermek lâzım gelir ki, tâ o nefiy isbât edilsin.

İşte bu sırra binâen, ehl-i küfrün bir hakikati nefyetmesi ise, bir mes'eleyi halletmek veyâhut dar bir delikten geçmek veyâhut bir hendekten atlamak misâlindedir ki, bin de, bir de, birdir. Çünkü birbirine yardımcı olamaz. Fakat isbât edenler nefsü'l-emirde hakikat-i hâle baktıkları için, müddeâları ittihâd ediyor. Kuvvetleri birbirine yardım eder. Büyük bir taşın kaldırmasına benzer ki, ne kadar eller yapışsa daha ziyâde kaldırması kolay olur ve birbirinden kuvvet alır.

Yedinci Nota

YEDİNCİ NOTA

Ey Müslümanları dünyaya şiddetle teşvik eden ve san'at ve terakkiyât-ı ecnebiyeye cebr ile sevk eden bedbaht hamiyet-fürûş! Dikkat et, bu milletin bazılarının din ile bağlandıkları râbıtaları kopmasın! Eğer böyle ahmakàne, körü körüne topuzların altında bazıların dinden râbıtaları kopsa, o vakit hayat-ı ictimâiyede bir semm-i kàtil hükmünde o dinsizler zarar verecekler. Çünkü, mürtedin vicdânı tamam bozulduğundan, hayat-ı ictimâiyeye zehir olur. Ondandır ki, ilm-i usûlde, “Mürtedin hakk-ı hayatı yoktur. Kâfir eğer zimmî olsa veya musâlaha etse hakk-ı hayatı var” diye usûl-ü şerîatın bir düsturudur. Hem mezheb-i Hanefiyede, ehl-i zimmeden olan bir kâfirin şehâdeti makbûldür; fakat fâsık, merdudu'ş-şehâdettir. Çünkü hâindir.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.