İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 66 / 456
66

Sâniyen, âyetin sarâhatinde “yedi kat arz” dememiş.

﴾ اَللّٰهُ الَّذ۪ى خَلَقَ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ وَمِنَ الْاَرْضِ مِثْلَهُنَّ ﴿ (ilâ âhir.) Âyetin zâhiri diyor ki: “Arzı da o seb'a semâvât gibi halk etmiş. Ve mahlûkatına mesken ittihàz etmiş.” Yedi tabaka olarak halk ettim, demiyor. Misliyet ise, mahlûkıyet ve mahlûkata meskeniyet cihetiyle bir teşbihtir.

#### İkincisi

İkincisi: Küre-i arz, her ne kadar semâvâta nisbeten çok küçüktür; fakat hadsiz masnûât-ı İlâhiyenin meşheri, mazharı, mahşeri, merkezi hükmünde olduğundan, kalb cesede mukâbil geldiği gibi, küre-i arz dahi koca, hadsiz semâvâta karşı bir kalb ve manevî bir merkez hükmünde olarak mukâbil gelir. Onun için, zeminin küçük mikyâsta eskiden beri yedi (∗) [^1] iklimi; hem Avrupa, Afrika, Okyanusya, İki Asya, İki Amerika nâmlarıyla mâruf yedi kıt'ası; hem denizle beraber Şark, Garb, Şimâl, Cenûb, bu yüzdeki ve yeni dünya yüzündeki ma'lûm yedi kıt'ası; hem merkezinden tâ kışr-ı zâhirîye kadar hikmeten, fennen sâbit olan muttasıl ve mütenevvi' yedi tabakası; hem zîhayat için medâr-ı hayat olmuş yetmiş basit ve cüz'î unsurları tazammun edip ve “yedi kat” tâbir edilen meşhûr yedi nev'i küllî unsuru; hem “dört unsur” denilen su, hava, nâr, toprak (türâb) ile beraber “mevâlid-i selâse” denilen maâdin, nebâtât ve hayvanatın yedi tabakaları ve yedi kat âlemleri; hem cin ve ifrit ve sâir muhtelif zîşuûr ve zîhayat mahlûkların âlemleri ve meskenleri olduğu, çok kesretli ehl-i keşf ve ashâb-ı şühûdun şehâdetiyle sâbit yedi kat arzın âlemleri; hem küre-i arzımıza benzeyen yedi küre-i uhrâ dahi bulunmasına, zîhayata makarr ve mesken olmasına işâreten yedi tabaka, yani, yedi küre-i arziye bulunmasına işâreten küre-i arz dahi, yedi tabaka, âyât-ı Kur'âniyeden fehmedilmiştir.

[^1]: (∗) Seb'a ile beraber, yedi kelimesi yedi kere tevâfuku pek güzel düşmüş.

İşte, yedi nev'i ile yedi tarzda arzın yedi tabakası mevcûd olduğu tahakkuk ediyor. Sekizincisi olan âhirki mânâ başka nokta-i nazarda ehemmiyetlidir; o yedide dâhil değildir.

#### Üçüncüsü

Üçüncüsü: Mâdem Hakîm-i Mutlak isrâf etmiyor, abes şeyleri yaratmıyor. Ve mâdem mahlûkatın vücûdları zîşuûr içindir ve zîşuûrla kemâlini bulur ve zîşuûrla şenlenir ve zîşuûrla abesiyetten kurtulur. Ve mâdem bilmüşâhede o Hakîm-i Mutlak, o Kadîr-i Zülcelâl, hava unsurunu, su âlemini, toprak tabakasını hadsiz zîhayatlarla şenlendiriyor. Ve mâdem hava ve su hayvanatın cevelânına mâni olmadığı gibi, toprak, taş gibi kesif maddeler elektrik ve röntgen gibi maddelerin seyrine mâni olmuyorlar.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.