İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 158 / 456
158

Beşinci Sebeb

BEŞİNCİ SEBEB

Ehl-i hidayetin ihtilâfı ve adem-i ittifakı zaaflarından olmadığı gibi, ehl-i dalâletin kuvvetli ittifakı da kuvvetlerinden değildir.

Belki ehl-i hidayetin ittifaksızlığı, îmân-ı kâmilden gelen nokta-i istinâd ve nokta-i istinâddan neş'et eden kuvvetten ileri geldiği gibi; ehl-i gaflet ve ehl-i dalâletin ittifakları, kalben nokta-i istinâd bulmadıkları itibariyle za'f ve aczlerinden ileri gelmiştir.

Çünkü zaîfler ittifaka muhtaç oldukları için kuvvetli ittifak ederler. Kavîler, ihtiyacı tam hissetmediklerinden, ittifakları zaîftir. Arslanlar, tilkiler gibi ittifaka muhtaç olmadıkları için ferdî yaşıyorlar. Yabânî keçiler, kurtlardan muhâfaza için, bir sürü teşkil ederler.

Demek zaîflerin cem'iyeti ve şahs-ı manevîsi kavî olduğu gibi (Hâşiye) [^5] kavîlerin cem'iyeti ve şahs-ı manevîsi ise zaîftir.

[^5]: (Hâşiye) Avrupa komiteleri içinde en şiddetlisi ve en te'sirlisi ve bir cihette en kuvvetlisi, cins-i latîf ve zaîf ve nâzik olan kadınların Amerika'daki Hukuk ve Hürriyet-i Nisvân Komitesi olduğu, hem milletler içinde az ve zaîf olan Ermenilerin komitesi, gösterdikleri kuvvetli fedâkârâne vaziyetle bu müddeâmızı te'yid ediyor.

Bu sırra bir işâret-i latîfe ve zarîf bir nükte-i Kur'âniyedir ki, fermân etmiş: ﴾ وَقَالَ نِسْوَةٌ ف۪ي الْمَد۪ينَةِ ﴿ müenneslerin cemâatine, iki katlı müennes olduğu hâlde, müzekker fiili olan قَالَ buyurması; hem ﴾ قَالَتِ الْاَعْرَابُ ﴿ buyurmakla, müzekkerlerin cemâatine, müennes fiili olan قَالَتْ tâbiriyle, latîfâne işâret ediyor ki:

Zaîf ve halîm ve yumuşak kadınların cem'iyeti kuvvetleşir, sertlik ve şiddet kesb edip bir nev'i recüliyet kazanır. Müzekker fiilini iktiza ettiğinden, ﴾  وَقَالَ نِسْوَةٌ  ﴿ tâbiriyle, gayet güzel düşmüş.

Erkekler ise –hususan bedevî a'râb olsa– kuvvetlerine güvendikleri için, cem'iyetleri zaîf olup hem ihtiyatkârlık, hem yumuşaklık vaziyetini aldığından, bir nev'i kadınlık hâsiyeti takındıkları için, müennes fiilini iktiza ettiğinden, ﴾  قَالَتِ الْاَعْرَابُ ﴿ müennes fiili ile tâbiri tam yerindedir.

Evet, ehl-i hak, gayet kuvvetli bir nokta-i istinâd olan îmân-ı Billâh’tan gelen tevekkül ve teslîm ile, başkalara arz-ı ihtiyaç edip muâvenet ve yardımlarını istemez. İstese de gayet fedâkârâne yapışmaz. Ehl-i dünya, dünya işlerinde hakîki nokta-i istinâdlarından gaflet ettiklerinden, za'f ve acze düşüp şiddetli bir sûrette yardımcılara ihtiyacını hisseder; samîmâne, belki fedâkârâne ittifak ederler.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.